Bu kitaba dair hayran olunacak ilk şey (ama son değil :)), Italo Calvino'nun gerçek anlamda hemen herkesi kıskandıracak hayal gücü bence. Kitapta harika bir şekilde kullandığı kent metaforu üzerinden kadınları, erkekleri, arzuları, insan ilişkilerini, ölümü, doğumu, cinselliği, doğayı, renkleri, kokuları ve daha nicelerini anlatmış yazar. Bu kadarı bile yazarın derinlikli anlatımıyla (ve şahsen kıskandığım zekasıyla) oldukça keyifli bir perspektif sunuyor okuyucuya.
Kitap, daha çok Venedikli tüccar ve seyyah Marco Polo’nun gezip gördüğü; bazen de Tatar İmparatoru Kubilay Han’ın hayal ettiği kentleri anlatımıyla ilerleyen bir sohbet aslında. Yani akıl ve hayal gücü arasındaki diyaloğu, iki insana indirgenmiş bir mikro perspektiften okuyorsunuz zaman zaman.
Yazarın kentlere verdiği kadın isimleri ve kentlerle kurduğu ilişki arasında yapacağınız çıkarımla; bunun temel sebebi üzerine düşünüp vardığınız sonuç yine tamamen sizin hayal gücünüz ve aklınızın bir sentezi oluyor.
Hem bu kadar gerçekçi, hem de bu kadar derinlikli anlatımı bir arada sunan; aynı zamanda tamamı kurmaca bu kitap, aslında Italo Calvino hakkında yapılmış "modern dünyanın masal anlatıcısı" yorumunu da oldukça anlamlı kılıyor.