Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çileyi koklayıp gül niyetine
Zindana girersen beni de çağır
Sabrı, kanaati bal niyetine
Ekmeğe dürersen beni de çağır.
Bazen iki dünya sığar içime
Bazen iki güneş doğar içime
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan beni de çağır.
Dostların var ise divanelerden
Gözyaşın aktıysa minarelerden
Binlerce senelik viranelerden
Birşeyler sorarsan beni de çağır.
Ezelin ezelden öncesi vardı
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı
Zaman yumağına bizi kim sardı
Aklını yorarsan beni de çağır.
Dışarda göz yanar, içerde yürek
Taahhüt ehline tahammül gerek
Mazlum yarasına merhem diyerek
Gözyaşı sürersen beni de çağır.
Şems Tebrizi
Anladım ki: insanlar; susanı korkak. Görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar… Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar…
Tuncel Kurtiz
Bu hikayenin sonu nasıl bitecek bilmiyordum ama nasıl başladığını öğrenmiştim. Bu hikaye Ömer’le başladı. Ömer’in ona abilik eden bir arkadaşı vardı, ne zaman darda kalsa yardımına koşardı. Adı Ali’ydi ama mahalleli onu lakabından tanırdi “Kerpeten Ali”. Ömer’in çocukluktan ayrılmaz bir dostu vardı, kankası, başının belası Cengiz. Birde Ömer’in deliler gibi sevdiği, sırılsıklam aşık olduğu, uğruna canını vereceği bir kız vardı, Eyşan. Ömer iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı. İNSANLARA FAZLA GÜVENİYORDU. Sırf seviyor diye onlari tanidigini zannediyordu. Eğer ömeri o zaman tanısaydım söylerdim, Ömer derdim, HER İHANET SEVGİYLE BASLAR.