Köy uzaklarda kalmış artık, kandillerin titrek ışıkları seçilmez olmuş. Toprak hızla kayıyormuş ayaklarının altında, hızla. Sonunda öyle hızlı kaymış ki, kendini ovada bulmuş hangi ovaysa... Orada sessizlik karanlık kadar koyuymuş. Oturup davul gibi gümbürdeyen yürek atışlarını dinlemiş bir süre. O sırada bir yıldız düşmüş, kim bilir nereye? Oturduğu yerden kalkmış Nuri, pamuk fısıltısı yumuşaklığında birkaç adım atmış gecenin kalbine doğru. O zaman anlamış bütün gerçeği; ne yürüyor muş, ne duruyor. Yürüyorum dediği, durmanın ta kendisiymiş. Düş gibi bir şey yani... Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür. Sen bakarsın ışıltıyla İleriye uzanırsın (uzanmak istiyorsun yalnızca), uzandıkça da kolların uzar babam uzar... Gene de boşluğu avuçlarsın hep; düşünü düş yapan boşluğu...
Ölebilirim genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavakyelleri esiyorken başımda,
Sevgilim,
Seni bir akşam - üstü düşündürebilirim.