ama her şey yörüngesinden çıkmıştı artık; kimsenin ağzını açıp yeni bir yorum yapmasına fırsat kalmadan söylentilerin biri bitip biri başlıyordu. Geceleyin herkes uykuya dalmışken köye garip yaratıklar geliyordu sanki; avlu kapılarına, dut dallarına ya da horozların kuyruğuna bin bir söylenti bırakıp gidiyorlardı. Söylentiler tıpkı bir sülük gibi, gecenin karanlığında eme eme büyüyordu sabaha dek; daha inanılası, daha görülesi oluyordu. Köy uykusundan sıyrılıp gözlerini açtığında, kendisinden önce sokaklarda gezinmeye başlayan bu söylentilerle karşılaşıyordu. Onları kendi karanlığı ile beslememiş gibi şaşırıyordu tabii, inanmakla, inanılmayacak şey yoktur'un arasında öylece kalakalıyordu.