Bayrak törenlerinde tamirci, kaynakçı çırağı olmak için okulu bırakan eski öğrencilerin arkalarından, aydınlanmaya ve bilime ihanet etmiş zayıf kişilere lanet eder gibi konuşur, hem okula gidip hem de Mevlut gibi öğleden sonraları yoğurt satanları azarlar, para kazanma derdine düşmüş öğrencileri doğru yola çekmek için, "Türkiye’yi pilavcılar, satıcılar, döner kebapçılar değil, bilim kurtaracak!" diye bağırırdı.
Einstein da yoksuldu; hatta fizik dersinden sınıfta kalmıştı, ama üç beş kuruş kazanmak için okulunu asla bırakmamış, kazanan da o ve milleti olmuştu.
Çocuklar yazları derenin sığ sularında yüzerdi. Derenin Osmanlı zamanında kalan adı Buzludere o günlerde kullanılırdı, ama on beş yılda Anadolu'dan gelip civar tepelere yerleşen seksen binin üzerinde nüfus ile irili ufaklı çeşit çeşit sanayinin
kiri yüzünden bu ad kısa sürede Bokludere’ye dönüşmüştü. Mevlut'un İstanbul’a geldiği yıllarda ise ne Buzludere ne de Bokludere adı harlanıyordu, çünkü şehrin içinde yer alan ve kaynağından
döküldüğü yere kadar üzeri betonla kaplanan dereyi artık herkes
unutmuştu.
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle yanmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Ülkenin yıllardır kanadığını, kutuplaştığını, insanların birbirine karşı, kamplar halinde
bölünüp kışkırtıldığını biliyorsun, değil mi"
"Biliyorum elbette!"
"Aralarına nefret tohumları ekilen etnik, dini ne kadar grup varsa, bunların durmadan birbirini öldürdüğünü, kan davasının giderek azgınlaştığını da biliyorsun!"
"Tabii!"
Konuşmanın burasında ayağa kalkmış ve sesini yükselterek bana şöyle demişti:
"Her şeyi biliyorsun birader ama bir tek, insanlarımızı kimin kamplara böldüğünü, bu kan davasını kimin isteyerek,
planlayarak başlattığını bilmiyorsun!"
Sonra beni Mor Su'da tek başıma bıraktın gittin. Ben arkandan bakakaldım,
Anlaşılan o gün Derin Su'ya gidip, denizin derinliklerinde birbirimizin elini arayacak durumda değildik.