Evini bırakıp bilmediğin kıyılara gittiğinde kolayca, eskiden olduğu gibi devam etmezsin hayatına; içinden bir parça ölür ki bir başka parça en baştan başlayabilsin yeniden.
Ve asıl kara mizah ne biliyor musun? Şu dünyada kendi parçanı bulman asla "ve sonsuza dek mutlu yaşadılar" durumu değil. Hatta bu neredeyse mümkün bile değil. Çünkü birbirini tamamlamıyorsun ki yuvarlanıp yol alasın. Birbirinin tıpatıp aynısısın. Aynı özden geliyorsun. Tersi olması gerek diye düşünür insan değil mi? öyle değil işte. Aynı yoğunlukta sevip aynı kahkahayı attığın kadar tırnaklarını da aynı anda gösteriyorsun. İçindeki çıkarcı bencil yaratık aynı anda ortaya çıkıyor. Benliğinde; zayıf, eksik, kompleksli, karanlık hangi noktaların varsa tıpatıp onda da var. Onu suçladığın her ayrıntıyı sen de özünde barındırıyorsun.
Kişi ayrıca, bilinçli olarak sevilmemekten korkan birinin aslında bilinçaltında sevmekten korktuğunu fark etmelidir. Sevmek, kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.