Fevkalade bir kitap ile karşınızdayım! Öncelikle kitabın özetinden biraz bahsetmek isterim. Baş kahramanımız Selim Pusat, siyasi görüşü yüzünden arkadaşı Şeref ile birlikte askerlikten atılmıştır. Eşi Ayşe ise edebiyat öğretmenidir. Selim Pusat, hep bir huzursuzluk içindedir çünkü binlerce yıl önce yaşayan yüzbaşı Burkay’ın eşinin ona ettiği beddua seneler sonra Selim Pusat’ta tezahür eder. Bunu romanda geçen “Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın.” dizeleriyle anlayabiliyoruz. Yani bu romanda reenkarnasyon mevcut. Selim Pusat, evliyken kendisinden 25 yaş küçük birisine aşık olmanın bedelini hayal ve gerçeklik arasında dönüp dolaşarak öder.
Aslında bu romanda Nihal Atsız’ın kendi iç dünyasına ait izler de vardır. Zaten romanımızda da geçen “geri gelen mektup” şiirinin hikayesini biliyoruz, bu örnekle birlikte gerçeğe yakın olaylar anlatıldığını görebiliyoruz. Kitaptaki herkesin bir sembol olarak karşımıza çıktığını düşünüyorum. Örneğin Selim Pusat’ın ve yüzyıllar önce yaşayan Yüzbaşı Burkay’ın Nihal Atsız olduğunu düşünüyorum, Şeref’in Nihal Atsız’ın onuru olduğunu ve Ayşe’nin de Nihal Atsız’ın eşi olduğunu düşünüyorum. Hepsinin bence gerçeklikle bağlantısı vardır. Bunun yanında romanın sonlarına doğru gerçekleşen mahkeme bölümü o kadar iyiydi ki! Orada bulunan Oruç Reis, Mete, Bilge Kağan… Tam olarak Türk töresini anlatan bilgiler mevcuttu.
Ve son olarak nedendir bilinmez ben bir kadın olarak Ayşe’ye çok üzüldüm. :(
Bu kitabı o kadar keyifle okudum ki size anlatamam! Kitabın ortalarından itibaren merak duygum arttı, bazı yerlerde çok kızdım, bazı yerlerde üzüldüm ancak gayet başarılıydı benim kanaatimce.
Gelelim bu kitabın konusuna… Kitabımızın baş kahramanı Cem’di. Babasından uzak bir halde annesiyle yaşayan Cem, lisenin son yıllarında para kazanıp dershaneye gitmek amacıyla Mahmut Usta’nın yanında çıraklık yapmaya başlar. Burada hayata dair birçok şey öğrenen Cem, ergenliğin getirdiği duygular ile bazı ilişkiler, tehlikeli durumlar yaşar. Zaman geçer ve Cem istediği hayata ve kariyere ulaşır ama bir şey eksiktir. İşte aradığını şeyi, eksik olanı romanın sonunda buluyor. Roman sürprizli şekilde bitiyor.
Kitabın temelinde Oidipus kompleksi var. Bunun yanında 1970’li yılların siyasi unsurları da yer alıyor. Cem’in babası tarafından bırakılma konusu, baba-oğul ilişkisi iyi bir şekilde işlenmiş. “baba” figürünün özellikle erkekler için ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor.
"... Sevginin niçini olmaz ki efendim. Düşünsem belki makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz, sonra sevdiğimiz şeylerin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. Bu da hodbinliğimizden doğar..."