"Sen yıllardır Amerika'da yaşayan,Amerikalılaşmış bir fizikçisin. Ülkendeki acılara sırtını dönüp gittiğin için bunca parayı veriyorlar sana, o kanın üzerine sıçramasına bile izin vermezsin. Bir fizikçi olduğun sürece senden istenen,insanın kendisine de sırt çevirmendir zaten. Çözümleyici bir zekadan başka değeri yoktur insanın; hedefi de, doğayı üç-beş formüle indirip denetim altında tutmaktır."
Bu kitap korkunun zindanında yaşayan, bu yüzden iliklerine kadar acı çeken, utanma duygusuyla karışmış korkusu yüzünden kendini itiraf etmenin huzur verici kollarına bırakamayan zavallı bir kadın hakkında. Ama sadece bunun hakkında değil elbet, Neil Gaiman'ın da dediği gibi "Birileri size bir öykünün neyle ilgili olduğunu söylerse,muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bununla ilgili olduğunu söylerlerse,kesinlikle yanılıyorlardır."
Bu öykü pek çok şey hakkında, belki de yazarın ondan almamı istediğinden daha fazlası hakkında ayrıca.
Bu öyküyü okurken, bir gerilim filmi izlercesine gerildim, Irene morfinle gevşerken ben de rahatlamış ve kısa bir süreliğine de olsa gevşemiş hissettim. Zweig'ın dilini,üslubunu tatmin edici buldum.
Pek tabii Irene'in yaşadığı türden bir korkuya daha farklı bakıyorum artık.