T.Ö.: Konyak?
Ç.Ö.: Teşekkür ederim, kullanmıyorum.
T.Ö.: Bunun yardımı olmazsa buraya dayanamazsın.
Ç.Ö.: Akıl hastanesine mi?
T.Ö.: Ben dünyayı kast etmiştim ama neticede o da akıl hastanesi sayılır. Hatta bana sorarsan başka bir dünyada delirenleri buraya yolluyorlar.
Ç.Ö.: İlahi Tezer Hanım çok hoşsunuz. Burada olmamıza sebep, çocukluğumuzun soğuk geceleri değil mi? Kitabın adındaki ‘soğuk’u mecazi anlamında yani ‘sevgisiz’ olarak kullandığınızı düşündüm hep.
T.Ö.: Sobalı bir evin soğukluğunu da kastettim ama sevgisizlik daha büyük bir problem tabi. “Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık, hiçbir sevgi yok gibi. Annem onu erkek olarak hiç sevmediğini her davranışıyla belli ediyor. Her sabah ve her gece öyle sevgisiz ki.” “bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor.” “Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz.”
Ç.Ö.: Peki bu soğukluğu kırabilecek biri olmadı hayatınızda?
T.Ö.: Birileri girip çıktı hayatıma ama “onları mutlu kılan araba, ev, müzik, deniz motoru, yaz akşamları özel kulüplerde, büyük ağaçlar altında düzenlenen bahçe partileri ve bedenlerinin geçici diriliği. Gençliği.” “Bu denli çözümsüz, dış olgulara bağımlı bir yaşamın içinde olmamak ne büyük bir mutluluk. O esir. Her gün yaşlanmaya, her gün kafasından ve gövdesinden bir şeyler yitirmeye esir. Her gün gelişen, her gün büyüyen, tüm çağlara varan bir bağımsızlığın, nesnelere dayanmayan bir özgürlüğün mutluluğuna hiç varamayacak. Anadili bile gelişmemiş. Düşünceleri, insan varoluşunun gerçeğini kavramaya yeterli değil.” Ama biri var. “Onunla yatarken, sanki aradan geçen uzun yıllarda ne bir erkek ne de büyük acılar var. Dipdiri kalmış bir sevgi, bir istek var yalnız. Yıllar, olaylar beni hiç yıpratmamış, aksine duygularıma yön vermiş. Güzelin,