Çetin Öcalan

Çetin Öcalan
@cetinocalan
Burada Yabancıları Sevmezler
Puan vermedi·96 syf.··
2021 16. kitabı
“Yabancı uyruklu olduğu değerlendirilen kişilerce provakatif amaçlı muz yeme eylemi içerikli video ve paylaşımın dolaşıma sokulduğu görülmüştür.” Dedi açıklamasında Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. Muz yeme videosu paylaşan Suriyelilerin sınırdışı edileceğini söyleyerek incinen, kalbi kırılan milli kimliğimizin gönlünü aldı. Muz yiyen bir Suriyeli videosuna denk geldiğinde içinde, önünü alamadığı bir Suriyelilere ait dükkan yağmalama, mülteci evi taşlama, savunmasız birkaçını da “muza karşı kan” sloganıyla Türk terbiye sınırlarına davet etme gibi arzular uyanan insanların provoke edilmesini önlemek tabi ki devlet yetkililerimizin vazifesidir. Ama burada önlenmesi gereken muz yiyenler değil, muz yiyen görünce şiddet göstermek için tahrik olanlardır. Videonun içeriğini tartışabilir, mizahi yönünü eleştirebiliriz. Ama internette binlercesine maruz kaldığımız saçma videolar için -ne yazık ki birçoğu ırkdaşlarımız tarafından üretilmekte- insan sınır dışı etmenin açıklaması şudur: Ben senden üstünüm ve benim izin verdiklerim dışında bir şey yapamazsın.” Fıkra bu ya, Hitler bir gün bir arkadaşıyla yemek yemek için bir restorana gitmiş. Restoran sahibi Hitler’i tabi ki çok büyük bir saygıyla karşılamış. “Sayın Führer” demiş restoran sahibi “sıradaki büyük planlarınızdan bizlere de bahseder misiniz?” Hitler “Bir milyon Yahudi ve bir restoran sahibini öldürmeyi düşünüyorum.” Demiş. Adam kıpkırmızı olmuş, “Restoran sahibi mi?” demiş korkudan titreyen sesiyle. Hitler nahif bıyıklarının altından beliren müstehzi bir tebessümle arkadaşına dönmüş “Bak işte, sana hiç kimsenin bir milyon Yahudi’yi umursamayacağını söylemiştim.” Hitler’i bir kenara bırakıp restoran sahibi ile devam edelim. Bu tavrı açıklayan dünya literatürüne girmiş bir kavram var: Dehumunization. İnsandışılaştırma veya
Kapımızdaki YabancılarZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 2018347 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Biri Hiç Yoktan Vurdu Kafeste Kuşumuzu*
9/10
·355 syf.··
2021 13. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2021 16:11
1933-1935 yılları arasında Hitler Gençlik teşkilatı üyesi olan Johannes Ruppert isimli gencin durumu Türklerin ari ırk olup olmadığını gündeme getirdi. Johannes Ruppert, I. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da bulunan Ali Rıza adındaki bir Osmanlı subayı ile Pauline Mann adındaki Alman bir bayanın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babasının Türk olmasından dolayı Ruppert, Saf Aryan(vollarier) sayılamayacağı gerekçesiyle, Hitler gençlik teşkilatından ayrılma tavsiyesi almıştı. Ruppert bunun üzerine bir umut, babasının Aryan durumunun açıklığa kavuşturulması talebiyle Türk konsolosluğuna başvurmaya niyetlenmişti. Türk konsolosluğundan, Türklerin ve buna bağlı olarak babasının Aryan olduğunu onaylayan, resmi makamlara verebileceği bir belge edinebilirse, en azından teşkilattan atılmasının önüne geçebilir ve bir Alman firmasında iş bulmayı ümit edebilirdi. Fakat Ruppert’in sorunu Türk konsolosluğuna taşıma girişimi, Alman istihbaratınca fark edilmiş ve henüz başlamadan engellenmişti. Çünkü Türklerin yasalardaki konumu henüz netliğe kavuşmamışken, yüksek ihtimalle olumsuz bir cevapla karşılanacak olan bu sorunun etrafa yayılması, ırk hiyerarşisi konusundaki hassasiyeti bilinen Türkiye ile Almanya arasında diplomatik bir krize sebebiyet verebilirdi. (Ahmet Asker, Nazi Irk Tasnifinde Türkler ve Ortadoğu Halkları) Faşistler ilk görüşte anlaşılmaz. Güzel takımları, şık elbiseleri, uzun ve itibarlı “titr”leri olabilir. Eşi ve çocuklarıyla çok iyi geçinen bir baba, müşfik bir anne, otobüste yer verdiğimiz yaşlı teyze, namaza giden hacı amca, hısım, akraba, eş dost yan komşu… “Bir siyahiyle ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımı söylesem yalan olur…” (Syf 118). Normal gözüken herkes konu “ötekiler” olduğunda
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,6bin okunma
ANDAVALLI
Puan vermedi·272 syf.··
2021 3. kitabı
"Yoksulluk utanç getirir. Hele bizim buralarda, sosyal yarışı kaybettiğin an, dışlanırsın. İnsanlar ahlaksızlığı bağışlayabiliyor ama acizliği asla. Çal, soy, yeter ki yoksul kalma.” diyor Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın yönetmeni Ahmet Uluçay. Yönetmenin muhteşem tespitine hepimiz şahitlik ederiz zannediyorum. Paraya dönüştürülemediği için halkımızın çoğunun nezdinde vicdani değerler beş para etmez. Misal; asıl manası ‘temiz’ demek olan “saf”, temizler fazlasıyla kandırıldığı için “kolaylıkla aldatılabilen, bön” manasını kazanmıştır. Tarihi galipler yazdığı gibi sözcüklere manayı da çoğunluk verir. Demek ki temizlere ‘saf’ deyip birini överken ‘kurnaz, açıkgöz, uyanık’ sıfatlarını kullanan toplumun tercihi açıktır. Sadece gücü ve parayı muteber bulan bir toplum, fertlerinin bilinçaltına şöyle mesaj verir: “ne olursan ol güçlü ol.” Araya kaynayanın işini daha hızlı hallettiğini gören bir çocuk için sıra beklemek manasızlaşır. Bu çocuk büyüdüğünde çalışarak yükselmek yerine rakibinin ayağını kaydırmanın da aynı sonuca ulaştırdığını fark edecektir. Ve böyle böyle bir toplum fikir eylem birliği içerisinde yozlaşacaktır. Aziz Nesin pek çok eseri ile bize pek çok şey hediye ettiği gibi, Zübük’le de bir tip ve kavram hediye ediyor. Taşrada olsun daha büyük yerlerde olsun dalavereci bir siyasetçiden bahsederken Zübük kavramını kullanırız.. Burada bir parantez açmak istiyorum. Aziz Nesin bizim artık kültür mirasımıza aittir. Denk geldiğimiz trajikomik bir olaya ‘Aziz Nesinlik’ hikaye deriz ve ne demek istediğimiz anlaşılır. Toplumun yaşamına böylesine sızmak bir sanatçı için büyük payedir. Şahsını farklı saiklerle sevmeyebilirsiniz. Ama bunu eserlerini okumamaya bahane etmek Evliya Çelebi’den Nasreddin Hoca’ya, Nefi’den, Şair Eşref’e mübalağa ve mizahla süslü bir
ZübükAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20128,3bin okunma
Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Istırap
Puan vermedi·224 syf.··
2020 25. kitabı
İçinde Leyla geçen neşeli bir şarkı duydunuz mu hiç? Ya kavuşmayla biten aşk hikayesi? Aşktan bahseden bir eserde hüzün, hicran, hafakan, depresyon, obsesyon, ihanet, nedamet, cinayet, keder, muamma, dilemma, vicdan azabı, korku, kaygı ve daha neler neler görürsünüz de saadet göremezsiniz. Oradaki kasvet size de sirayet eder. Bu konuda Genç Werther’in Acıları’nın Avrupa’yı sarsışı meşhurdur. Kendisini Werther’le özdeşleştiren birçok genç onun gibi giyinip onun gibi intihar etmiştir. İntihar oranlarının artmasıyla kitap pek çok ülkede yasaklanmıştır. Yine Osmanlı Döneminde genç aşıkları intihara meylettirdiği için Kerem ile Aslı hikayesinin, sonunda Kerem’in ölmediği, aşıkların kavuştuğu şekilde anlatılmasını emir buyuran bir fermandan bahsedilir. Vadideki Zambak da mutsuz aşıkların romanı. Karakterlerimizin aşka karşı takındıkları tavırlara değinerek görüşlerimi paylaşmayı düşünüyorum. HENRIETTE: Henriette’nin en büyük ikilemi sadakat üzerinedir. Aldatma öncesi ve sonrası itibariyle hem zihin hem vicdanı yoran, ciddi olarak tartışılması gereken bir insani soru. Toplumun bir ferdi olarak yaşadığım toplumu gözlemlediğimde izlenimlerim aldatma oranlarının çok yüksek olduğu yönündeydi. Mesleğe başladığımda bu izlenimlerimin iyimser bile kaldığı gerçeğiyle fark ettim. Çiftler birbirlerini müthiş bir rahatlıkla aldatıyordu. Hatta bu iş öyle sıradanlaşmıştı ki tek gecelik kaçamaklar (o da ne demekse!) aldatma bile sayılmıyordu. Kitapla uyum gösterdiği için kişisel bir gözlemimi de paylaşayım. Kadınlar genelde mutsuz bir evlilikleri varsa aldatıyorlardı. Erkekler ise aldatıyorlardı. Herhangi bir gerekçeye ihtiyaçları da yoktu. Sadakatin çekingenlik olarak görülüp yerildiği bir zamanda yaşamayı acı verici buluyorum. Umarım bu duruma şaşıranlar olarak azınlıkta
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Alkım Yayınevi · 200853bin okunma
Kronik Yabancı
Puan vermedi·67 syf.··
2020 23. kitabı
T.Ö.: Konyak? Ç.Ö.: Teşekkür ederim, kullanmıyorum. T.Ö.: Bunun yardımı olmazsa buraya dayanamazsın. Ç.Ö.: Akıl hastanesine mi? T.Ö.: Ben dünyayı kast etmiştim ama neticede o da akıl hastanesi sayılır. Hatta bana sorarsan başka bir dünyada delirenleri buraya yolluyorlar. Ç.Ö.: İlahi Tezer Hanım çok hoşsunuz. Burada olmamıza sebep, çocukluğumuzun soğuk geceleri değil mi? Kitabın adındaki ‘soğuk’u mecazi anlamında yani ‘sevgisiz’ olarak kullandığınızı düşündüm hep. T.Ö.: Sobalı bir evin soğukluğunu da kastettim ama sevgisizlik daha büyük bir problem tabi. “Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık, hiçbir sevgi yok gibi. Annem onu erkek olarak hiç sevmediğini her davranışıyla belli ediyor. Her sabah ve her gece öyle sevgisiz ki.” “bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor.” “Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz.” Ç.Ö.: Peki bu soğukluğu kırabilecek biri olmadı hayatınızda? T.Ö.: Birileri girip çıktı hayatıma ama “onları mutlu kılan araba, ev, müzik, deniz motoru, yaz akşamları özel kulüplerde, büyük ağaçlar altında düzenlenen bahçe partileri ve bedenlerinin geçici diriliği. Gençliği.” “Bu denli çözümsüz, dış olgulara bağımlı bir yaşamın içinde olmamak ne büyük bir mutluluk. O esir. Her gün yaşlanmaya, her gün kafasından ve gövdesinden bir şeyler yitirmeye esir. Her gün gelişen, her gün büyüyen, tüm çağlara varan bir bağımsızlığın, nesnelere dayanmayan bir özgürlüğün mutluluğuna hiç varamayacak. Anadili bile gelişmemiş. Düşünceleri, insan varoluşunun gerçeğini kavramaya yeterli değil.” Ama biri var. “Onunla yatarken, sanki aradan geçen uzun yıllarda ne bir erkek ne de büyük acılar var. Dipdiri kalmış bir sevgi, bir istek var yalnız. Yıllar, olaylar beni hiç yıpratmamış, aksine duygularıma yön vermiş. Güzelin,
Çocukluğun Soğuk GeceleriTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202520,4bin okunma