İmparatorluk, felakete gidildiğini gördüğü vakit kendince birtakım tedbirler almaya başlamıştır. Mesela Sultan Mustafa tüm din eğitiminden bağımsız Mühendishane-i Bahriyye'yi, Sultan III. Selim, Mühendishane-i Berri'yi kurmuş, Sultan II. Mahmut ilkokul tahsilini zorunlu kılmıştır, fakat bu zorunluluk sadece payitahtta uygulanabilmiştir. Başka yerlerde yaygınlaştırmak için ne imkan ne de yetişmiş insan gücü vardır çünkü. Sonra Osmanlı, Sultan Abdülaziz zamanına Mekteb-'i Sultani'yi, yani Galatasaray Lisesi'ni kurdurtmuştur. Darüşşafaka'yı kurmuştur.
Atatürk'ün dediği şu: "Karşındakiyle akılcı bir şekilde gözleme ve mantığa dayanarak tartışmayacağım bir şeyi eğitime sokmam. Aksi takdirde dayatma olur."
Atatürk kendi ömrü ile sınırlı bir yenileşme projesini uygulamaya koymak mecburiyetindeydi.
Yaptığı ilk iş eğitime el atmak oldu. Böylece okulları modernize etmeye çalıştı. Gazi'nin tüm bu gayretlerine rağmen bir taraftan da işlerin ne kadar yavaş ilerlediğini şuradan anlayabiliriz, Cumhuriyet 1923'te kuruluyor. Harf Devrimi ancak beş sene sonra yapabiliyorlar.
Şu seviyeye düşmüş bir insanlık düşünelim; aşağı yukarı sekiz milyonluk bir nüfus, sürekli harp kaybederek morali sıfıra inmiş, moralini düzeltmek için de bilmediği bir dinden başka sarılabilecek hiçbir şeyi yok. Bilmediği dini de ona empoze edenler bizim halk tabiriyle "hacı-hoca takımı" dediğimiz, kendileri de cahil olan sözde din adamları. Bunun dışında hiçbir şeyi yok Anadolu'nun. Hiç kimse diyemez ki Anadolu'da ne cevherler vardı da sonradan kayboldu. Böyle bir şey yoktu.