Puan vermedi·144 syf.··
2026 47. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 02:04
Ruhun da zaman zaman dinlenmeye, anlaşılmaya ve gerçekten dinlenilmeye ihtiyacı yokmu sizce de? Kesinlikle var!... Ve Melda hanım bunu öyle güzel anlatmış ki, kendinizi bu akışa teslim ediyorsunuz Hayatın içinde çoğu zaman güçlü görünmeye çalışırken görmezden geldiğimiz kırılmaların da bir anlamı olabileceğini hatırladım. Bir yanda uyanışın verdiği farkındalık, diğer yanda çatlayıp dağıldığmı hissettiğim anlar... Ardından gelen kayboluş hissi, sonrasında arayış ve seçimler. Kitap boyunca karşıma çıkan her durak, insanın kendine varma serüveninin farklı bir yüzünü gösterdi bana... En çok da kusursuz olmaya değil, olduğu haliyle kendine yaklaşabilmeye vurgu yapmasını cok sevdim. Çünkü bazen insanı değiştiren şey büyük cevaplar değil, doğru zamanda karşısına çıkan küçük bir fısıltılar oluyor... Satır aralarinda, ruhun yüklerini, sessizliklerini ve ihtiyaçlarını hatırlatan bir atmosfer yakaliyorsunuz. Kendine dönmeye cesaret edenlerin, iç sesini uzun zamandır duymayanların ve hayatın koşuşturması içinde biraz durup nefes almak isteyenlerin siirsel denemelerle anlattigi bu kitapla yazarimiz biz okurlarinda kendinden bir parça bulabileceklerini düşünerek kaleme aldığını düşünüyorum Usulca fısıldıyor anlatmak istediklerini Ruhumun Fısıltısı, adının hakkını vererek okurunun kalbine sessizce dokunan kitaplardan biriydi...
Ruhun FısıltısıMelda Kamhi Kosif · Destek Yayınları · 20261 okunma
Yeni bir Dünya kurulsa, insan da yenilenir mi?
7/10
·128 syf.··
2026 45. kitabı
Sabahattin Ali’nin Yeni Dünya adlı öykü kitabını okurken, farklı hayatlar ve karakterlerle karşılaşsam da hepsinin ortak bir noktada buluştuğunu düşündüm: İnsan olmak. Kitaptaki kişiler farklı şartlarda yaşasalar da aynı özlemleri, korkuları, hayal kırıklıklarını ve umutları taşıyorlar. Yazar, günlük hayatta çoğu zaman fark edilmeyen insanların hikâyelerini anlatıyor. Kimi zaman yoksullukla, kimi zaman yalnızlıkla, kimi zaman da adaletsizlikle mücadele eden bu insanlar sayesinde toplumun görünmeyen taraflarını görme fırsatı buluyoruz. Sabahattin Ali’nin en etkileyici yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Büyük olayları değil, sıradan insanların sessiz mücadelelerini anlatırken okuyucunun kalbine dokunmayı başarıyor. Kitaptaki öyküler bana, dünyanın değişmesinden önce insanın değişmesi gerektiğini düşündürdü. Çünkü şartlar farklı olsa da hırs, merhamet, bencillik, sevgi ve vicdan gibi duygular her dönemde insanın hayatını şekillendiriyor. Bu nedenle kitabın adı Yeni Dünya olsa da anlatılan meselelerin bugün de geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum. Eserde dikkatimi çeken bir diğer nokta ise yazarın karakterlerini yargılamadan anlatması oldu. Onları kusurlarıyla birlikte kabul ediyor ve okuyucuya da aynı fırsatı veriyor. Bu sayede hikâyeler sadece okunup geçilmiyor, insanı kendi hayatı üzerine düşünmeye de yönlendiriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu soru kaldı: Dünya gerçekten değişse bile insanın içindeki duygular ve zaaflar değişir mi? Sabahattin Ali kesin cevaplar vermiyor; ancak anlattığı hayatlar üzerinden bu soruyu uzun süre düşündürmeyi başarıyor. Kısacası Yeni Dünya, farklı insanların hikâyeleri aracılığıyla insan doğasını, toplumsal eşitsizlikleri ve vicdanı sorgulayan etkileyici bir eser. Okuyucuya yeni bir dünya vaat etmekten çok, yaşadığı dünyaya
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·81 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:54
Spoiler içerir! Öncelikle kitabı okumak istememdeki en önemli sebep, yazar Édouard Levé'nin kitabı yayınevine teslim ettikten kısa bir süre sonra intihar etmiş olmasıydı. Bu durum, kitabı benim için daha merak uyandırıcı hâle getirdi. Zaman zaman ben de ölüm ve yaşam üzerine düşüncelere kapılan biriyim. Sanırım birçok insan hayatının belli dönemlerinde bu tür düşüncelerle karşılaşmıştır. Bu yüzden kitabı okurken en çok merak ettiğim şey, “Bir insan neden intihar eder?” sorusuna bir cevap bulabilmekti. Kitap kısa olmasına rağmen konusu gereği bazı okuyucular için tetikleyici olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle böyle hassas bir dönemden geçen kişilere tavsiye etmem. Bana göre kitap, yalnızlaşan, kendi içine kapanan ve mutsuzlaşan bir insanın yaşadığı süreci anlamaya çalışıyor. Anlatıcı, intihar eden arkadaşının anılarını, davranışlarını ve psikolojik durumunu aktararak onun dünyasına yaklaşmamızı sağlıyor. Kitap kesin cevaplar vermekten çok, okuyucuyu düşünmeye yönlendiriyor ve karakteri anlamaya davet ediyor. Kitapta dikkatimi çeken bir diğer nokta ise aile ilişkileriydi. Bazı ailelerde bir kişi kendini diğerlerinden daha dışlanmış, anlaşılmamış ya da eksik hissedebilir. İntihar eden karakter de aile içinde bu duyguları yaşayan kişi olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum oldukça üzücüydü ve bana ailenin bireylerin hayatındaki önemini bir kez daha düşündürdü. İnsanların kendilerini ait hissetmeleri, anlaşıldıklarını ve değer gördüklerini hissetmeleri bazen sandığımızdan çok daha büyük bir fark yaratabiliyor. Ben her zaman hayatın yaşanmaya değer olduğuna ve her koşulda bir umut bulunabileceğine inananlardanım. Bu kitap da bana kendi hayatıma daha fazla değer vermem gerektiğini hatırlattı. Kendimi sevmeyi, sevdiklerime duygularımı zamanında ifade etmeyi ve bir gün
1000Kitap
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,173 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:52
Kızıl Nehirler, okuru yalnızca bir cinayet soruşturmasının peşinden sürükleyen bir roman değil; aynı zamanda insan psikolojisinin karanlık noktalarına dokunan, yoğun atmosferiyle etkisi uzun süre devam eden bir eser. Daha ilk sayfalardan itibaren hissedilen gizem, hikâye ilerledikçe yerini giderek artan bir gerilim ve tedirginlik duygusuna bırakıyor. Roman boyunca yaratılan kasvetli ortam, olayların geçtiği yerlerin ürkütücü yapısıyla birleşerek okuyucuyu hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. Yazar, suç unsurlarını sadece merak duygusunu canlı tutmak için değil, insanın içindeki karanlığı gözler önüne sermek için de kullanıyor. Bu nedenle kitap, sıradan bir polisiye olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. Beni en çok etkileyen nokta ise kurgunun ustalıklı şekilde ilerlemesiydi. Her bölüm yeni sorular ortaya çıkarırken cevaplar da okuyucuyu daha büyük bir gizemin içine sürüklüyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen olayların zamanla tek bir noktada buluşması, kitabın heyecanını sürekli yüksek tutuyor. Bu yüzden elimden bırakmakta zorlandığım romanlardan biri oldu. Karakterler mükemmel ya da kusursuz insanlar olarak çizilmemiş. Aksine, geçmişlerinin yükünü taşıyan, hataları ve zaafları olan kişilerden oluşuyorlar. Bu durum hikâyeye gerçekçilik kazandırırken, onların yaşadıkları çatışmaları daha ilgi çekici hâle getiriyor. Grangé’nin anlatımı sert, doğrudan ve etkileyici. Olayların karanlık yönlerini gizlemiyor ya da hafifletmeye çalışmıyor. Bu da romanın yarattığı etkinin daha güçlü hissedilmesini sağlıyor. Kızıl Nehirler, sürükleyici kurgusu, güçlü atmosferi ve şaşırtıcı olay örgüsüyle polisiye sevenlerin uzun süre unutamayacağı kitaplardan biri.
Kızıl NehirlerJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202417,6bin okunma
Kutsal mı dedin?
Puan vermedi·240 syf.··
2026 96. kitabı
Totem ve Tabu, Freud’un bireyin zihninden çıkıp toplumun zihnine bakmaya çalıştığı bir kitap. Bu kez odakta rüyalar, nevrozlar ya da cinsellikten çok dinler, yasaklar, ritüeller ve insan topluluklarının davranışları var. Freud, ilkel kabilelerden yola çıkarak günümüz insanının inançlarını ve toplumsal kurallarını açıklamaya çalışıyor. Cesur bir girişim olduğu kesin. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey Freud’un kurduğu bağlantıların genişliği oldu. Bir kabile ritüelinden başlayıp suçluluk duygusuna, oradan dine, ahlaka ve uygarlığa uzanabiliyor. Bazen bu geçişler oldukça etkileyici. Bir düşüncenin peşinden gidip onu farklı alanlarda sınama çabası kitabı ilgi çekici kılıyor. Ancak aynı noktada bazı soru işaretleri de oluşuyor. Freud’un kimi çıkarımları bana gözlemden çok yorum gibi geldi. Özellikle insanlık tarihinin çok eski dönemlerine dair yaptığı bazı açıklamalar kesinlikten uzak görünmesine rağmen oldukça iddialı bir dille sunuluyor. Bu durum kitabın bazı bölümlerinde bilimsel bir çalışmadan çok, zekice kurulmuş bir düşünce deneyimi okuyormuşum hissi yarattı. Yine de kitabın değeri bence burada yatıyor. Freud sadece insanların ne düşündüğünü değil, neden aynı şeylere inandığını da anlamaya çalışıyor. Kutsal kabul ettiğimiz şeylerin, yasaklarımızın ve korkularımızın kökenini sorguluyor. Üstelik bunu yaparken rahatsız edici sorular sormaktan çekinmiyor. Totem ve Tabu’yu okuduktan sonra Freud’un her iddiasına katılmak zorunda hissetmedim. Hatta bazı bölümlerde ikna olmadım. Fakat kitabı kapattığımda, günlük hayatta doğal ve değişmez kabul ettiğimiz birçok şeyin aslında ne kadar karmaşık temellere dayandığını daha fazla düşünür hâle geldim. Bazı kitaplar cevap verir. Bazıları ise insanın yıllardır cevap olduğunu sandığı şeyleri soruya dönüştürür. Ve yeni
Totem ve TabuSigmund Freud · Say Yayınları · 20167,9bin okunma
Eksik etek mi? Sende mi Brütüs?
Puan vermedi·95 syf.··
2026 98. kitabı
Sigmund Freud’un Bakirelik Tabusu kitabını okurken iki farklı duygu yaşadım. Bir yandan psikoloji tarihine yön vermiş bir zihnin düşünce dünyasına tanıklık etmenin merakı, diğer yandan bazı fikirleri karşısında duyduğum ciddi rahatsızlık. Freud’un hakkını teslim etmek gerekiyor. Bugün psikoloji alanında kullandığımız birçok kavramın temellerinde onun izleri var. İnsan zihninin görünmeyen taraflarını anlamaya çalışması, bilinçdışına dikkat çekmesi ve cesur sorular sorması onu alanının en etkili isimlerinden biri hâline getirmiştir. Ancak bir bilim insanının etkili olması, her fikrinin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden noktalardan biri Freud’un kadın psikolojisini açıklarken kullandığı bazı varsayımlar oldu. Özellikle kadınların hadım edilmiş erkekler oldukları düşüncesinden hareketle erkekler karşısında aşağılık duygusu geliştirdiklerini öne sürmesi bana ikna edici gelmedi. Freud bu görüşü kendi kuramsal sistemi içinde temellendirmeye çalışsa da ben okurken bunu güçlü bir açıklamadan çok zoraki bir dayatma gibi hissettim. Çünkü bu yaklaşım, kadını kendi başına bir birey olarak anlamaya çalışmaktan çok onu erkeğe göre tanımlıyor. Kadınlığı bağımsız bir deneyim olarak incelemek yerine, eksik bırakılmış bir erkeklik üzerinden açıklamaya çalışıyor. Bana göre bu bakış açısı hem kısır hem de dönemin kültürel kabullerinin bilimsel bir gerçek gibi sunulmasının örneklerinden biri. Yine de kitabı okurken Freud’u tamamen reddetmek de kolay değil. Çünkü insanı düşündürmeyi başarıyor. Katılmadığım yerlerde bile neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışırken kendi fikirlerimi daha net sorguladığımı fark ettim. Belki de klasik eserlerin değeri tam burada yatıyor. Bazen bize doğru cevaplar verdikleri için değil, itiraz etmek zorunda kaldığımız
Bakirelik TabusuSigmund Freud · Oda Yayınları · 2018653 okunma