O halde kitabın mihenk taşı şiiriyle siftahı kendi kendime yapmak isterim;
Bir kuşun kanat çırpışındaydın sen
Öyle saf ve özgür
Öyle nazik ve naif
Bir o kadar da zarif...
Uçarken hayran bıraktıran
tarifsiz bir güzelliğin vardı
Sen geçerken gökyüzünden
Seni seyretmekten
Yapraklar kımıldamazdı mesela
Düşemezlerdi yere
Sararmazlardı hazan vakti
Olağanüstü ve olağan hiçbir şey
Sen geçerken olamazdı mesela
Tüm evren durup izlerdi seni
Bense delinen gökyüzü,
Rüzgarını savurduğun an kendinden geçip
Yerlerde uçuşan çınar yaprakları,
Olağanüstü ve olağan her şeydim
Sevgilim
Bir kuşun kanadındaysa madem sevda
O kuş sendin işte
...
ben senden bahsedince masmavi olur adın bir çocuk gibi
içim cız eder, dizimin bağı çözülür, ayak üstü duramam
dünya iki kişiye sığar herkes kardeş yalnız biz değiliz
senden bahsedince "sevdaların yüzüne yağmur yağar"
ben senden bahsedince lades olur aklım başımdan gider
sende kalır bütün güzel yanım, temiz yanım, çocuk yanım
hep iyi şeyler hatırlarım, kırık ve yazık bir hikayeyi değil
senden bahsedince senden sonra gelen herkes yalan
...
Bir kitabın son sözü oluyorsun. Bir saman kağıt ve siyah mürekkep damlasında sonsuza dek yaşayacağını biliyor musun? "Gitme başımdan, kal!" diyemiyorum..
Ya da kazdığın o mezara sen girebilirsin. Ama yapamazsın, sen de biliyorsun. Toprak kabul etmeyecek seni, su yıkamayacak. Ve üzgünüm ki ates de yakmayacak... Cehennem bile utanacak senden. Bırak artık eziyeti; bu, şeytanın meziveti...