“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantıkla akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak. Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…
Düşüncesini takip etmek demek, kalemin yetişemeyeceği bir hızda konuşan bir sesi dinlemek gibiydi. Üstelik bu ses, doğruluğu su götürmez, sonu gelmeyen, çelişkili şeyler söyleyen kendi sesiydi…
İnsan yalnızca acılarını hesap etmeyi sever, sevinçleriniyse saymaz. Oysa olması gerektiği gibi saysaydı, mutluluğun her ânına serpiştirilmiş olduğunu görürdü.