Otomatik Portakal, insan doğasının karanlık yönlerini, özgür iradeyi ve sistemin bireyi tek tipleştirme arzusunu yüzümüze çarpan sarsıcı bir eser. Anthony Burgess, Alex üzerinden suç, ceza ve toplumsal ahlâk kavramlarını felsefi bir derinlikle sorguluyor. Ancak eserin, şiddeti normalleştiren dilinin yanı sıra sınırları zorlayan yoğun müstehcenliği kesinlikle her okura hitap etmeyen, mide bulandırıcı bir atmosfer yaratıyor. Yazarın bu itici unsurları bir eleştiri aracı olarak kullandığı açık; fakat anlatımdaki doz aşımı, edebî hazzı baltalayıp okuyucuyu psikolojik olarak fazlasıyla yıpratıyor. Devlet eliyle "iyileştirilen" insanın bir robota dönüşmesini anlatan bu başyapıt, felsefi olarak her ne kadar ses getirdiyse de, barındırdığı çiğlik ve rahatsız edici üslûp açısından da bir o kadar mesafeli yaklaşılması gereken, ağır bir yapıt.