"Adım Montoya," diyor yeniden. "Eski bir devrimciyim. Küba'ya musallat olan her diktatörlüğün hapishanesinde yattım. Önce '33'te,sonra '55'te yattım. Ve en son orak çekiçli olanın hapishanesini boyladım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Mavi, boyası pul pul dökülmüş, minicik hamam böcekleriyle kaplı tavana bakıyorum. Sonum bu benim. Ben, on beş yaşındayken Proust'un yazdığı her şeyi, Joyce, Miller, Sartre, Hemingway, Scott Fitzgerald, Albee, Ionesco ve Beckett'i okumuş olan William Figueras... Bir devrimin ortasında cani, tanık ve kurban olarak yirmi yıl yaşamış olan William Figueras... Pekala.
Adım William Figueras. On beş yaşında koca Proust'u, Hesse'yi, Joyce'u, Miller'i, Mann'ı okudum. Bunların bendeki yeri, dindar bir Hristiyanın indinde azizlerin işgal ettiği yerin aynısıydı. Yirmi yıl önce bir roman yazdım ;bir aşkın hikayesini anlatıyordu. Bir komünistle bir burjuvanın yaşadığı, ikisinin de intiharıyla sonuçlanan bir aşkın hikayesini. Roman yayımlanmadı. Büyük okur kitlesine ulaşmadı bu aşk hikayesi. Devletin edebiyat uzmanları, romanımın marazi, pornografik ve saygısız olduğunu, Komünist Parti'ye diklendiğini söylediler. Sonra tırlattım. Duvarlarda şeytan görmeye,, beni aşağılayan, bana hakaret eden sesler duymaya başladım ve yazmayı bıraktım.
Siyasi sürgün değilim. Topyekun sürgünüm. Başka bir yerde, sözgelimi Brezilya, İspanya, Venezuela ya da İskandinavya'da doğmuş olsaydım oranın sokaklarından, limanlarıdan ve çayırlarından da kaçıyor olurdum diye düşünüyorum bazen.