27 Nisan 1970'de, henüz "Tutunamayanlar"ın son düzeltileri ve yeniden daktilolanma işlemleri sürerken, günlüğüne bir sonraki romanıyla ilgili ilk düşünce tohumlarını ekmeye başlamıştır Atay: "ikinci kitabımda, herkesin saldırdığı ve saldırmakta haklı olduğu bir adamla (. . .) herkesin hor gördüğü bir kadının macerasını yazacağım." (G. 10) Gerçi roman bu düşüncenin izlerini taşıyan bir bölüm içeriyordur ama daha sonra "Tehlikeli Oyunlar" adını alacak olan ikinci romanının ana motifi bu olmayacaktır. 1970 yılının nisan ve kasım ayları arasında tuttuğu günlük notlarında, romanının motif ve kurgu örgüsünü oluşturmaya çalışırken birkaç kez vurguladığı bir noktayı ise hiç bir zaman aklından çıkarmayacaktır Atay: " Tutunamayanlar gibi sayfa bir diye başlamak olmaz.Çok dağılıyorum."(G.16) "Bu sefer, formu daha esaslı düşünmeli ve yoğun, sıkışık bir şey olmalı bu hikaye. Çok uzun olmayabilir. Özellikle dağınık olmamalı. Onun için ne yapacağımı iyi bilmeliyim başından." (G.12) Günlüğüne bu satırları yazdığı sırada "Tutunamayanlar"da dizginsiz gelişerek kurgunun sarkmasına neden olan kimi bölümleri ayıklama uğraşı içinde bulunan Oğuz Atay, bir sonraki romanında aynı yanlışı yinelemek istemiyordur.
Yitirdiği en iyi dinleyicisi Sevin Seydi'nin ardından, ilk sayfaya yazdığı '"kimseye söylemeden, içimde kaldı, kayboldu' dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun," sözleriyle tutmaya başladığı günlük sayfaları, daha üçüncü gününden, onun yeni romanının oluşum tutanağına dönüşmeye başlar. Gerçi Sevin Seydi'ye de toplumla, sistemle ve günlüğün ilk paragrafında ironik bir biçimde yöneldiği "Canım insanlar"la (G.6) ilgili, yakınmayla harmanlanmış düşüncelerini aktarıyordur ama onunla tartıştığı konuların başında yine de kurgu sorunları gelmektedir. Yeni romanla ilgili
Sayfa 330,331,332 / TEHLİKELİ OYUNLAR