Ben Buradayım... (Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.116
Gösterim
Adı:
Ben Buradayım...
Alt başlık:
Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
580
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503214
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Edebiyatımızın kilometre taşlarından olan Oğuz Atay özellikle son yirmi yıldan bu yana büyük bir okur kitlesine ulaştı ve benimsendi. Yazarın gerek yaşamı gerekse eserleri hakkında yazılanlar ise makalelerle sınırlı kaldı.

Modern Türk edebiyatı konusundaki ciddi ve kapsamlı araştırmalarıyla tanınan, aynı zamanda önemli bir Oğuz Atay uzmanı olan Yıldız Ecevit, ilk defa Oğuz Atay'ın yaşamını ve eserlerini kitaplaştırdı. Ecevit bu kitabında Oğuz Atay'ın yaşam öyküsünü anlatırken eserleri ile yaşamının örtüştüğü yerleri ve hayatındaki esin kaynaklarını da keşfediyor. Aynı zamanda eserlerin yetkin bir eleştirisini de yapıyor. 

Tutkunlarının Oğuz Atay romancılığının tüm yönlerini okuyabilecekleri mükemmel bir kitap ve edebiyat tarihimizde bir ilk...
580 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Yıldız Ecevit, ''Ben Buradayım...'' adını verdiği, Oğuz Atay'ın biyografik ve kurmaca dünyasını inceleyerek çeşitli belgeler, röportajlar eşliğinde kaleme aldığı bu büyük yapıtını okurken, ''daha evvel neden okumadım'' diyerek kendi kendime sıkça hayıflandım doğrusu.
Büyük bir çabanın, emeğin ürünü olan bu yapıt, benim gibi, bazı insanların fazlasıyla etkilendiği ''Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar'' gibi yapıtları âdeta 'kutsal kitap' diye adlandırdığımız kitapların yazarı, Oğuz Atay'ın biyografisine dair çarpıcı gerçekleri, bizlere büyük bir titizlik ve ustalıkla aktarmış Yıldız Ecevit.
Bu yapıtta Oğuz Atay'ın yaşamındaki dönüm noktaları, karakter özellikleri, yaşanmışlıkları, fiziksel olarak yaşadığı 43 senelik ömründe yakın çevresinde bulunan ya da onu tanıyan kimseler tarafından Oğuz Atay anlatılmıştır. Birçok kişiyle röportaj yapan ve son derece sağlam bir araştırmacı kişiliğe sahip olan Yıldız Ecevit, edebiyat eleştirmenliği kimliğini de kullanarak Oğuz Atay'ın metinlerindeki kurmaca dünyasının büyülü gerçekliğini de incelemiştir. Oğuz Atay külliyatına dayalı edebî eleştirilerini yaparken, modernist/post-modernist akımların kurmaca dünyasındaki örneklerini, Dünya edebiyatı yazarlarının kaleme aldığı metinler üzerinden örneklendirmiştir.
Modern Türk edebiyatı konusunda ustalıkla incelemeler yapan Yıldız Ecevit, ilk defa Oğuz Atay'ın biyografisini, yazınsal dünyasının coşkusunu ve bu coşkunun kaynaklarını büyük bir gözlem içerisinde, dört senelik müthiş bir özveriyle, kitaplaştıran isim olmuştur.
Bu yapıta dair ne söylesem, ne yazsam eksik kalır aslında. Eğer siz de benim gibi, post-modernist akımın güçlü temsilcilerinden olan Oğuz Atay'dan etkilendiyseniz, bu kitabı da muhakkak okumalısınız diyebilirim sadece.
Herkese iyi okumalar diliyorum.
580 syf.
Konu Oğuz Atay olunca yazıya Selim Işık'tan güzel bir parça ile başlamak istedim.

https://youtu.be/yIxOucVUoUU

Oğuz Atay'ın biz okuyucularına bıraktığı tüm kitapları okuyunca, "keşke daha fazlası olsaydı" boşluğunun içine düşülüyor. Bu durum da bizleri, yazar hakkında kaleme alınmış diğer eserleri araştırmaya yönlendiriyor. Eğer böyle bir arayışa düştüyseniz yolunuz -benim gibi- bu kitaba çıkacak demektir.

Oğuz Atay'ın tuttuğu Günlük'ü okuyup, "ee bunun içinde kitap notlarından başka bir şey yok ki yea!" dediyseniz, bu kitap tam da aradığınız kitap! Oğuz Atay'ın hayat öyküsü! Burada ufak bir spoiler vereyim, bu kitaba başlayınca zaten Oğuz Atay'ın hayat öyküsünü çoktan okuduğunuzu fark ediyorsunuz, çünkü ortaya çıkmış o kurmaca gibi görünen karakterlerin arkasında aslında çok derin yaşanmışlıklar bulunmakta. Yine de detay mı istiyorsunuz işte size detay, diyerek Yıldız Ecevit çok güzel bir iş çıkarmış.

Üzülerek söylemeliyim ki detay demek titiz bir çalışma demek ve yıpratıcı bir maratona hazır olmanız demek. Her güzellik karşısında bir de aşılması gereken zorluklar mı vardır, nedir? Yani kitaba başlamayı düşünüyorsanız dikkatinizi toplayacak bir ortamınız ve yeterli zamanınız olduğundan emin olun. Çünkü her ne kadar Oğuz Atay'ın eğlenceli bir dili olsa da bu kitap ciddi bir çalışma olarak hazırlanmış ve Atay'ın muzipliklerini Yıldız Ecevit'ten beklemek absürt olur.

Bu zırvaları geçip içeriğe bakacak olursak, Oğuz Atay'ın büyük annesi ve dedesinin yaşamından başlayan kitap, anne ve babasını tanıttıktan sonra yazarımızın doğumu, çocukluğu, gençliği, üniversite hayatı, evlilikler ve yazdığı kitaplar şeklinde ayrı ayrı ve bazen de iç içe şekilde ilerliyor.

Yıldız Ecevit, Atay'ın hayatına dokunmuş herkesle görüşmeye çalışmış. Yine de kitabın büyük bir bölümü Yıldız Ecevit'in Oğuz Atay hakkında bulduklarını yine Atay'ın kendi kaleminden çıkmış kitaplarındaki alıntılarla tasdikleyerek ilerlemeye çalıştığı bir yapı şeklinde. Bu da biz okurların hafızalarını tazelemek için güzel bir fırsat. Hatta tekrar okuma isteği de yine aynı sebepten ortaya çıkmakta.

Mesela "Bir Bilim Adamının Romanı" kitabının nasıl ortaya çıktığı, Oğuz Atay'a kitap yazılma sürecinde nasıl baskılar yapıldığı, bu baskılar sebebiyle de kitapta ne gibi değişiklikler olduğuyla ilgili kısımları okuyunca bu kitabı farklı bir gözle tekrar okuma isteği oluşuyor.

Yıldız Ecevit'in iyi işler çıkardığı bir başka nokta ise Oğuz Atay'ın etkilendiği yazarlardan alıntılarla içeriği zenginleştirmesi olmuş. Bu kitap sizi o kadar farklı yazara ve kitaplara götürüyor ki, yazsam bir inceleme daha çıkmış kadar olur. Oğuz Atay kitaplarında; Dostoyevski, Kafka, Hesse gibi isimlere yer vermekten çekinmiyordu zaten. Bu yazarları muhakkak okumanız lazım diye zaman zaman çevresine baskı kurduğu da oluyormuş. :))

Yakın zamanda Godot'yu Beklerken'i okumuştum, Oğuz Atay bir dönem bu oyunu Türkçe'ye kazandırmaya çalışmış ancak bitirip bitiremediği belli değil, çeviri notları kayıpmış. Bunun gibi bazı noktalar daha çok dikkatimi çekti.

Oğuz Atay'ın yaşadığı dönemde yeterince kıymet görmemesi gerçekten üzücü bir durum. O dönemin eleştirileri de gerçekten ilginç, bazı eleştirilerden özellikle bahsedilmiş, mesela: "insansız'dır Tutunamayanlar" yorumu sanki kitaplarında vermek istediği acı gerçekleri tasdikler gibidir. Anlaşılamayan, toplumun NORMALinden uzak, görmezden gelinen...

Sonradan popüler olması da ayrı bir konudur. İyi midir, kötü müdür, artık değeri biliniyor diyebilir miyiz bilemiyorum ancak bir dönem para kazanmak uğruna kullanıldığı açıktır.
580 syf.
·10/10 puan
Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?

Yıldız Ecevit tarafından kaleme alınmış bir kitapla geldim bugün. Kitabın ismi, anlayacağınız üzere yukarıdaki alıntıdan esinlenilmiş. Korkuyu Beklerken'deki öykülerden birinin karakteri böyle sesleniyordu. Alt başlığı Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası olan bu kitap bana göre Türk Edebiyatındaki en güzel biyografik çalışmalardan birisi.

1946 yılında doğan Yıldız Ecevit, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Kafka / Ferit Edgü ve Max Frisch / Oğuz Atay arasındaki karşılaştırmalı düzlemde gerçekleştirdi. Yazarın, Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, Orhan Pamuk'u Okumak kitaplarını da tavsiye ederim.

Birkaç bölümden oluşan kitap Oğuz Atay'ın doğumunun öncesinde Türk toplumunun yapısını ve Atay'ın ailesini anlatarak başlıyor. Daha sonra Ankara, okul yılları, teknik üniversite, askerlik, Dostoyevski şeklinde devam ediyor. (Bölüm başlıklarının hepsini yazamadım.) Daha sonra Atay'ın tüm kitapları tek tek ele alınıyor, hepsi uzun uzun işleniyor.

Ecevit, kitabın sunuş kısmında şöyle diyor: "... kurmaca ve gerçekleri birbiriyle harmanladım; Selim'in, Turgut'un, Hikmet'in, Çoşkun'un, Server'in desteğiyle Oğuz Atay gerçeğini yakalamaya çalıştım. Dünyada hiç kimse Oğuz Atay'ı daha iyi anlatamazdı." Kitabı okuduğunuzda Yıldız Ecevit'in bunu derken neyi kastettiğini, Oğuz Atay'la yarattığı karakterlerin ne kadar birbirine benzediğini, Atay'ın bizzat kendisinden esinlendiğini de tüm açıklığıyla anlıyorsunuz.

Son zamanlarda Oğuz Atay birden bire popüler bir yazar oluverdi. Dizilerde, edebi kaygıdan çok ticari kaygıya sahip edebiyat dergilerinde (!) kendisinin adını sık sık görür olduk. Ve tabi herkesin elinde de bir Oğuz Atay kitabı. Bu konuda çok dertli ve üzgünüm. Eğer sahiden Oğuz Atay okuyan ve okuyup anladıklarınızdan fazlasını anlamak istiyorsanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
580 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Büyük bir ismi, büyük emeklerle incelemiş bir eser. Kaç alıntı paylaştım bilmiyorum ama paylaşmaya kıyamadığım onlarcasının altı çizili duruyor kitabımda tıpkı Oğuz Atay’ın kitaplarının işaretlenmesi gibi. Önce Oğuzcuğum Atay’ın bütün eserleri okunmalı sonra bu esere müracaat edilmeli, bu kitap bittikten sonra her yıl tekrar tekrar bir Oğuz Atay kitabı okunmalı.
580 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10 puan
Mart ,Nisan ayı Oğuz Atay ile tanışma ayları oldu benim için.
Daha önce de okuduğum Oğuz Atayi tanıyarak okuma şansı veren harika bir biyografi
Romanlar kadar keyifli okundu ..
Oğuz Atayi tanımak demek bu kitap ile mümkün yoksa sadece roman okursunuz lakin Atayi tanımak için bu kitap elinizde mutlaka olmali
580 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Oğuz Atay'ın yazın dünyası için oldukça güzel yazılmış bir inceleme kitabı. Atay'ı daha iyi anlayabilmek ve eserlerini yazarken hangi kaynaklardan beslendiğini görebilmek adına oldukça emek verilmiş bir çalışma.
580 syf.
·22 günde·Beğendi
Sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum:Bu kitap harika, muhteşem ve süperdi.
Böyle harika bir eseri bize kazandırdığı için de Yıldız hocam'a sonsuz teşekkürler.Normalde teknik bilgiyle donatılmış araştırma kitapları okumak beni biraz sıkar ama yıldız hocam o kadar akıcı yazmış ki, o kadar güzel tespitlerde bulunmuş ki bırak sıkmayı, kitabın bitmemesi için elimden gelen her şeyi yaptim. Yıldız hocam Oğuz Atay'ın hayatını titiz bir çalışmayla sunmuş, Atay'ı tanıyan kişilerin söyledikleri ile kitaptaki alıntıların tespitini o kadar muhteşem yapmış ki Oğuz Atay'a hayran kalmamak ve yıldız hocaya minetar olmamak imkansız . Kitabı okuduğunuzda bazen hoplayacak ,bazen gülecek ,bazen lanet yağdıracak, bazende hüzne kapılacaksınız, en önemlisi böyle bir üstadı geç tanıdığınız için benim gibi hayıflanacaksiniz .Bu kitaptan sonra Oğuz Atay külliyatını bir daha okumak isteyecek , okudukça kendinizi bir labirentin içinde bulacaksiniz buna eminim. Oğuz Atay i tanımak istiyorsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız. İyi okumalar...
580 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
her sayfasını dehşete düşerek okuduğum, yıldız ecevit'in yaptığı muhteşem çözümlemelerin ardından oğuz atay külliyatını tekrar okuma isteği uyandıran bir kitap. yazarı, oğuz atay'ın neredeyse her kelimesine bir anlam yükleyip onun kendi hayatıyla gösterdiği paralellikleri inceliyor. atay'ı artık daha yakından, hatta iliklerine kadar tanıdığımı, anladığımı hissediyorum. ben buradayım'ı okuduktan sonra karıştırdığım tutunamayanlar'da, tehlikeli oyunlar'da ya da eylembilim'de yer alan herhangi bir pasaj, oğuz atay'ın dünyasına hakim olmanın vermiş olduğu bakış açısıyla yeniden anlam kazanıyor beynimde. onun, kitaplarındaki her cümlenin kendi hayatıyla doğrudan bağlantısı olduğunu idrak ediyorum. ve belki de en önemlisi; yazar olarak çok sevdiğim, hatta kutsallaştırdığım oğuz atay'ı, insan olarak tanıyıp bu yönüyle de çok sevmemi ve kendime yakın bulmamı sağlamıştır bu kitap. bazen çok sevdiğiniz bir sanatçının, şairin, yazarın, oyuncunun kişisel özelliklerini öğrendiğinizde hayal kırıklığına uğrarsınız; "tüm bu muhteşem eserleri ortaya koyan kişi, gerçek hayatında bu kadar saçmalamış olamaz." dersiniz. işte ben buradayım'ı okuduktan sonra bırakın oğuz atay'dan hayal kırıklığına uğramayı, tam tersine onun hayatı ve kişiliği ile kurmaca metinlerindeki benzerlikleri görünce şaşırıp kalıyorsunuz. onun tüm kitaplarını, aslında bir tür kişisel günlük olarak değerlendirme şansınız oluyor. 

muazzam.
580 syf.
·Beğendi
"Ben Buradayım-Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası"

Hiçbir sahici tarafı olmayan yüzeysel “insanî ilişki”lerden yorgun mu düştünüz, daha düne kadar size methiyeler yağdıran, yere göğe sığdıramayanlar menfaatlerine ters düşünce kapkara bir sessizlik perdesinin ardına mı saklandılar, konuşacak ortam bulamamaktan derin bir sessizliğe mi büründünüz, içinizdeki şarkıyı kimseler duymuyor mu, dahası bütün bunlar olurken siz yine, yeniden ve her seferinde olduğu gibi okları kendinize mi çevirdiniz, Kafka’nın Dava’sında olduğu gibi “ gerçekliği olmayan suçlarla” mı suçluyorsunuz kendinizi ve her seferinde yenik mi düşüyorsunuz?
Eğer bu soruların en az üçüne evet diyorsanız siz de bir tutunamayansınız.:) Üzgünüz, bu bir lanet ve ömür boyu peşinizi bırakmayacak...
Bir monografi tanıtımına bu cümlelerle başlamak istemezdim ama “Ben Buradayım” öyle derinden sarstı ki beni ve bu kitapta Oğuz Atay’ın biyografik ve kurmaca dünyasına adım adım yolculuk yaparken öyle kendimden geçtim ki çook uzun zamandır bir kitapla böylesine büyülenmemiş, böylesine derinden sarsılmamıştım. “Huzur”a inceleme yazarken ifade etmiştim “iyi ki Tanpınar benim dilimde yazmış, gurur duydum böyle bir yazarımız olduğu için” diye. İşte Yıldız Ecevit’in bu olağanüstü derecede titizlikle hazırlanmış, akıcı bir dile ve üslûba sahip, o çok sevdiğimiz Oğuz Atay cümleleriyle bezenmiş kitabını okurken de iki kez gurur duydum: Bu gururun birinci sebebi, Yıldız Ecevit’in benim dilimde böyle şahane bir monografi yazmış olmasıydı ve ikinci sebep de bu muazzam eserin bir bilim kadınının elinden çıkmış olmasıydı. 578 sayfalık bu muazzam kitap hakkında ne yazsam, ne söylesem eksik kalacak, burada yazdığım üç beş sayfalık tanıtım yazısı bu kitabı tanıtmaktan aciz olacak bunu en baştan ifade edeyim.

Kurmaca edebiyatın tamamlayıcısı olarak gördüğüm araştırma ve incelemeye dayalı akademik metinler, bir yandan kurmaca dünyanın sırlarını bize aktarırken diğer yandan da sıkıcı olmak gibi bir handikaba sahiptirler. Eğer bir yazar; titiz ve detaylı bir kütüphane çalışması, kaynak kişilerle yapılan görüşmeler ve kurmaca metinlerin didik didik edildiği bir eserle karşımıza çıkmışsa bu eserde ilk aradığımız hususiyet o eserin bize ne kattığıdır esasen. Bu manada akademik makaleler, biyografiler ya da monografiler sıkıcı da olsa onları okuruz. Ama eğer bilimsel metinlerin yazarı, eserini çok akıcı bir dil ve üslupla kaleme almışsa o metin ya da kitap zirvede olmayı hak ediyor, hak eder. Bu sebeple Yıldız Ecevit’in “Ben Buradayım”ı her yönüyle övgüyü hak ediyor. Hatta itiraf edeyim ki Türk edebiyatında okuduğum tüm monografi ve biyografilerin içinde zirveye oturmayı başardı. Neden mi? İşte bunu izah etmek işin en zor kısmı ne yazık ki. Zira “çok uzun yazıyorsun" diyenleri de gözönünde bulundurarak kitaptaki Oğuz Atay portresine yüzeysel bir bakış atacağım. Böyle bir kitabı derinlemesine incelemek haddim değil zaten. Hadi başlayalım o zaman!

Kitap hakkında teknik bilgi vererek yazıma başlamak istiyorum: “Ben Buradayım-Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası” Kısaltmalar, Sunuş ve Teşekkür bölümlerinin ardından başlayan, yazar tarafından bölümlerin içeriğine göre düzenlenmiş yirmi altı özel başlıktan oluşan “Dizin” ile son bulan bir kitap. Kitap, adını -tahmin edebileceğiniz gibi- “Korkuyu Beklerken” kitabının sonunda yer alan "Demiryolu Hikayecileri -Bir Rüya" başlıklı hikayenin son cümlesinden alıyor: “Ben buradayım sevgili okuyucum sen neredesin?” Yıldız Ecevit bu cümlenin “Ben Buradayım” bölümünü kitabına başlık olarak seçerek daha en baştan Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”da kıyasıya eleştirdiği “Hayatı ve Eserleri” metinlerinin çok dışında sıradışı bir biyografi/monografi yazacağının ipuçlarını veriyor. Yıldız Ecevit’in ifadesine göre “Ben Buradayım” önermesi; bir yandan Oğuz Atay'ın bu kitapta hayat hikayesi ve eserleriyle "burada olduğunu" ifade ederken, diğer yandan da bu hayat hikayesini dört yıl süren uzun ve zorlu bir araştırma ve yazma sürecinin ardından birleştirip bir kitap formu halinde bizlere sunan Yıldız Ecevit'in de "burada olduğunu" ifade ediyor. Zira bir kitap her ne kadar titiz bir araştırmanın mahsulü de olsa sonuç olarak onu kurgulayan yazarının eseridir. Ve sunuş şu cümleyle bitiyor:
“Bu kitabın Oğuz Atay’ı, benim kimliğimden süzülüp gelen bir Oğuz Atay: Benim Oğuz Atay’ım. Kim gerçeği katıksız aktardım diyebilir ki?”(s. 19)

Kitabın "Sunuş" bölümünün girişine Oğuz Atay’ın “Bir Bilimadamının Romanı”nda geçen bir cümlesi epigraf yapılmış: “İyi bir hayat hikayesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur.”(s. 44)Bu epigrafla Yıldız Ecevit bize aslında çok zorlu bir işe giriştiğinin ipuçlarını da vermiş oluyor. Bu bölümde Türkiye'de biyografi/ monografi yazmanın zorluklarından söz eden Yıldız Ecevit, belge temini konusunda girdiği çıkmazlardan söz açıyor ve bizde belge temininin ne kadar güç olduğunu izah ediyor. Oğuz Atay’ın 1970’lerde radyoda ve televizyonda yaptığı konuşmaların tümüne erişmekte güçlük çektiğini, yetkililerin bu durumu “gereksiz görülenler arşivden ayıklandı” türünden akıl almaz bir açıklamayla izah ettiğini (!) ifade ettikten sonra Shakespeare’i araştıran Mr. Homan’ın Shakespeare’in dedesinden babasına ne kadar pound miras kaldığını 1561 yılına ait kayıtlardan çıkarabildiğini ifade ederek bu konuda ne kadar geride olduğumuzu(!) da somut bir örnekle ortaya koymuş oluyor.

Kaynak kişilerle yapılan görüşmeler sonunda insan belleğinin yanıltıcı yapısını fark eden yazar, görüştüğü kişilerin birbirini tutmayan açıklamaları sonucunda çıkmaza giriyor ve umutsuzluğa kapılıyor, ancak daha sonra Oğuz Atay’ın eserlerinin biyografik unsurlarla bezeli olması ona farklı bir yol açıyor ve ortaya böylece bu sıradışı monografi çıkmış oluyor. Burada da kendi içinde bir kimlik kargaşası içine giren Yıldız Ecevit bu durumu şu cümlelerle ifade ediyor:
"Ben Buradayım" aynı zamanda Oğuz Atay'ı hayatı ve eserleri türünden bir alt başlığın ciddiyeti içinde de ele alan bir başvuru kitabı olmalıydı: Bu öteki Yıldız Ecevit'in yazmak istediği yalnızca bir biyografi değildi; Oğuz Atay odağında üreyen onun yaşamı ve yaşamda bıraktığı tüm izler ile birlikte bütüne doğru ayrıntılı bir biçimde dokumaya çalışan bir monografiydi. Biyografiyi monografiye dönüştürerek onu daha teknik renklerle boyayan bu Yıldız Ecevit, bir yaşam öyküsünün ardına takılıp koltuğuna yaslanarak rahat bir okuma serüveni yaşamak isteyen okuru düş kırıklığına uğratmayı da göze aldı." (S. 18)

Sonuç olarak Yıldız Ecevit, elimizde tuttuğumuz, bütün Oğuz Atay hayranlarının ezbere bildiği cümlelerle bezenmiş, keyifle ve merakla okunan bu ilgi çekici monografiyi bize kitap formu içinde ulaştırıyor mühim olan da bu. Şimdi de kitabın içeriğine bakalım:

Oğuz Atay, 12.10.1934 tarihinde Kastamonu-İnebolulu Cemil Atay ile İstanbullu Muazzez Zeki Hanım’ın ilk çocuğu olarak İnebolu’da dünyaya gelir. Kız kardeşi Okşan Ögel ile aralarında altı yaş vardır. Babası Cemil Atay (d.1892) 1909 yılında komiser olarak göreve başlayan Osmanlı döneminin alaylı hukuk sistemi içerisinde sorgu hakimi, ceza hakimi ve savcılığa kadar yükselmiş üç dört kez milletvekili olmuş, etrafında sayılan sevilen aynı zamanda ilkeli ve çalışkan bir adamdır. Annesi Muazzez Zeki de öğretmen okulu mezunu, sanat ve edebiyata kıymet veren, şefkatli, evladını koruyup kollayan, kültürlü ve zarif bir hanımefendidir. Oğuz Atay, “Babama Mektup” eserinde, edebi eserler okuyan ve sinemaya giden anne ve oğluna “bunların hepsi uydurma” diyen bir baba portresi çizer ve babasına hitaben “duygularımın romantik bölümünü sen kızacaksın ama, annemden tevarüs ettim.”(K.B. 164) diyerek gerçekçi ve otoriter baba figürüne vurgu yapar. Annesi ve babası arasında dengeli bir ilişki vardır Oğuz Atay’ın. Muazzez Hanım ,ailede Cemil Bey’in katı taraflarını yumuşatan bir denge unsuru konumundadır. Oğuz Atay, lise yıllarında resim öğretmeninin tesiriyle ressam olmak istediğini babasına söylediğinde ciddi bir tepkiyle karşılaşır ve babası ressamlığın meslekten sayılmadığını, doğru düzgün bir meslek edinmesi gerektiğini ifade eder. "Yıllar sonra "Tutunamayanlar"ın Selim'ine şöyle dedirtecektir Oğuz Atay:
"Üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. Ben ressam olmak istiyordum. Babam böyle bir meslek olmadığını söyledi."( S. 54)

Oğuz Atay bu otoriter baba figürü karşısında çok da direnemez ve hiç istemediği halde inşaat mühendisliği okur. Okul hayatı boyunca çok çalışkan ve disiplinli bir öğrenci olan Oğuz Atay, bölümünü hiç sevmediği halde bitirir hatta alanında akademik çalışma yaparak doçentliğe kadar yükselir ve uzun yıllar üniversitede öğretim üyeliği de yapar. Yıldız Ecevit, onun akademik hayatın çıkarlar üzerine kurulu rekabetçi yapısına çok fazla ısınamadığını, ancak akademisyenliğin öğretmenlik kısmını çok severek yaptığını anlatır. Öğrencileri tarafından çok sevilen bir hocadır Oğuz Atay. Hatta mevcut ders kitaplarının dillerini ve anlatımlarını beğenmeyerek, öğrencilerinin dersi daha rahat takip edebilmesi için “Topoğrafya” isminde ders notlarından oluşan bir kitap da kaleme almıştır.

Arkadaşları arasında çok iyi fıkra anlatan esprili bir kişilik olarak tanınan Oğuz Atay, derin ve hassas yapısıyla dikkat çeker. İçindeki kırılgan Oğuz’u espriler, şakalar ve fıkralar ile maskelemeyi başarır, ancak onun bilhassa “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar” adlı eserlerinde oluşturduğu biyografik özellikler taşıyan, aşırı duyarlı karakterleri onun gerçek kişiliği hakkında da sayısız ipuçları taşır.

Kadınlarla ilişkilerinde çekingen ve mesafeli bir tavrı olan Oğuz Atay, ilk evliliğini Fikriye Hanım ile yapar. Bu evlilikten dünyaya gelen kızı Özge onun tek evladıdır. Oğuz Atay’ı kafa olarak doyurmaktan uzak bir kadın portresi çizen Fikriye Hanım ile Atay arasındaki bu evlilik boşanmayla sonuçlanır. “Tehlikeli Oyunlar” romanında Hikmet’in karısı Sevgi büyük ölçüde Fikriye Hanım’dan mülhem oluşturulmuş bir karakterdir. Evlilikte aradığını bulamayan ve tek kalesi kitaplara sığınan Oğuz Atay, evli olduğu yıllarda -Fikriye Hanım’ın ifadesine göre- evde beş bine yakın kitap biriktirmiştir. Gerçek bir bibliyofil olan ve sabahlara kadar durmaksızın okuyabilen Atay’ın çok güçlü bir belleğe de sahip olduğu gözönünde bulundurulduğunda karşımıza çok kültürlü bir yazar portresi çıkmaktadır.

Oğuz Atay Fikriye Hanım' dan ayrıldıktan sonra o yıllarda eşinden yeni ayrılmış olan Sevin Seydi ile büyük bir aşk yaşar. Sevin Seydi ressamdır ve aynı zamanda da çok iyi bir okurdur, dünya edebiyatını çok yakından takip eder. Birlikte yaşadıkları dönemde ilham perisinin etkisiyle ilk romanı “Tutunamayanlar”ı kaleme alan Oğuz Atay, romanı onunla birlikte yaşadığı dönemde bir yılda yazıp bitirir. Sevin Seydi onu; dünya edebiyatı, kuramlar, yeni biçem denemeleri konusunda ciddi anlamda besler. Okuduklarını sürekli Atay’la paylaşır. Ayrıca Oğuz Atay romanı yazarken Sevin Seydi de diğer yandan romanı İngilizceye çevirmektedir. En büyük iki romanını ithaf ettiği bu özel kadın, Oğuz Atay’ın hayatı boyunca devam eden büyük aşkıdır. “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar”ın ilk baskılarının kapaklarını da resimleyen bu sıra dışı kadın ne yazık ki Oğuz Atay’ı terk edip Londra’ya taşınır. Yıldız Ecevit’in tüm çabalarına rağmen Sevin Seydi Oğuz Atay hakkında tek bir cümle bile bilgi vermemiştir, bu sebeple kitabın "Sevin" bölümü daha çok Atay’ın etrafındaki dostlarının tanıklıkları ve kurmaca dünyada Atay’ın yazdıkları üzerinden oluşturulmuştur. Bu terk ediliş Oğuz Atay’ı inanılmaz derecede büyük bir boşluk içine düşürür. “Tehlikeli Oyunlar”, Atay’ın bu terk ediliş yıllarına denk düşen romandır. Romanda Hikmet’in sevgilisi Bilge, Sevin Seydi’den izler taşır. Bu büyük aşk Sevin Seydi’nin Oğuz Atay’ı terk etmesi ile son bulsa da dostlukları ömür boyu sürer. Günlüğünde sık sık “Sevin’e bunu yazmalıyım” şeklinde ifadeler dikkat çeker. Sevin Seydi de hayatı boyunca Oğuz Atay’a olan desteğini sürdürür, hatta beyin tümörü teşhisi ile Londra’ya tedavi için geldiğinde bu destek artarak devam eder. Eserlerinde ironik bir dil kullanan Oğuz Atay, “Tutunamayanlar” romanında Sevin Seydi’den ilham alarak oluşturduğu -romanda ismi Günseli olur- on beşinci bölümde hiç ironi yapmaz . Yıldız Ecevit bu durumu şu sözlerle anlatır:
“Bir tek, romanı yazarken dorukta yaşadığı Sevin Seydi’ye olan aşkını bunun(ironi ağının) dışında tutar, bunun için de ona beslediği yoğun duyguların coşkuyla anlatıldığı 15. Bölüm, metindeki ironi ağının dışındadır.”(s.272)
Atay bu sebeple AŞKINI CİDDİYE ALAN ADAM’dır. O hayatı boyunca aşk ile yaptığı her şeyi de büyük bir ciddiyetle yapar.

Oğuz Atay, kişilik olarak çok dürüst, her zaman doğru bildiği yolda ilerleyen, idealist ve çok çalışkan bir insandır. Bir şekilde onunla çalışan herkesin ortak düşüncesi, onun işini çok iyi yapan mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olduğu yönündedir. "Meydan Larousse" adlı ansiklopedinin maddelerini tashih eden ekibin içinde de yer alır Oğuz Atay. Ansiklopedi maddelerini büyük bir titizlikle hiç üşenmeden ciddi manada bir tashihe tabi tutar. Bu tecrübelerinin izleri “Tutunamayanlar”romanına da yansımıştır.

Çok iyi bir okurdur Oğuz Atay. Tam bir Dostoyevski tutkunudur. Nabokov, Müsil, Kafka, Joyce gibi isimler onu ciddi manada etkiler. Sıkı bir Ulyses hayranıdır. Hesse’nin "Bozkırkurdu" romanını yabancı dilde okur ve çok etkilenir. Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet’in kişilik bölünmesini anlattığı kısımlar Bozkırkurdu’nun Harry Haller’i ile benzerlikler içermektedir.

“Tutunamayanlar”da ironi yoluyla çok sıkı bir aydın eleştirisi yapan Oğuz Atay -zülf-i yâre dokunduğu için olsa gerek- roman yayımlandıktan sonra edebiyat çevrelerine kendisini bir türlü kabul ettiremez. Her kafadan bir ses çıkan bir ortamdır o yılların edebiyat muhiti. Her sıradışı yazar gibi sağlığında kıymeti bilinmez ne yazık ki Oğuz Atay’ın. “Tutunamayanlar” yayımlandığında TRT roman yarışmasına katılır Atay. Dünya romanını çok yakından takip eden Adnan Benk’in jüride olması onun şansı olur. Benk, Atay’ın romanını çok beğenir fakat tek başına onun beğenisi romanın dereceye girmesi için yeterli olmaz. Yarışma sonunda yapılan açıklamada yarışmaya katılan hiçbir eserin derece almaya layık görülmediği, para ödülünün de birkaç roman arasında paylaştırılacağı şeklindedir ve Atay’ın Tutunamayanlar’ı da bu romanlar arasındadır. Eser, dünya edebiyatında kullanılan pek çok anlatım yöntemini başarıyla kullandığı için Türkiye'deki edebiyat çevrelerinin anlayabileceği bir roman değildir, Atay’ın romanı bu sebeple kabul görmez ve taşlanır. "Tutunamayanlar" ile ilgili her kafadan bir ses çıkar. Ancak Atay için yazmak bir tutkudur ve yazmaya devam eder. İkinci romanı "Tehlikeli Oyunlar" da benzer bir kaderi paylaşır ne yazık ki. Bu yıllarda çok yalnız bir adam portresiyle karşılaşırız. Anlaşılamamak çok yıpratır Atay’ı.

Londra’ya giden Sevin Seydi’nin moral desteğini kaybeden Atay, 1977’ye kadar sürecek olan ikinci ve son evliliğini kendisinden 15 yaş küçük olan gazeteci Pakize Kutlu ile yapar. O yıllarda "Yeni Ortam" gazetesinde sanat muhabiri olarak çalışmakta olan 25 yaşındaki bu genç hanım, aynı zamanda tam bir kitap kurdu ve ciddi bir Oğuz Atay hayranıdır. Atay’ı sık sık ansiklopedide çalıştığı odasında ziyaret eder ve bu hayranlık zamanla aşka dönüşür. Pakize ile Oğuz Atay arasında bir bağ oluşur ve evlenirler. Oğuz Atay sevdiği kadın tarafından terk edilmesinin ardından ilk defa mutluluğa yakın şeyler hisseder. Pakize hayat dolu, dışa dönük ve arı gibi çalışkan yapısıyla onu hayata bağlamayı başarır. Oğuz Atay'ın Sevin Seydi’ye olan tutkulu sevgisini bilir ve onu bu şekilde kabul eder. Atay da bu enerji dolu genç hanımı sever ve bağlanır. Üç yıl gibi kısa süren evliliklerinin son bir yılı hastalıkla mücadeleyle geçer. 1976 yılının aralık ayında beyin tümörü teşhisiyle Londra’ya tedaviye giden Oğuz Atay, 1977 yılının aralık ayında ardında yarım kalmış pek çok eser bırakarak hayata gözlerini yumar. 43 yaşında gencecik bir yazarın erken ölümü trajiktir, ancak daha trajik olan -yakın dostlarını hariç tutarsak- Atay’ın kıymeti bilinmemiş bir yazar olmasıdır.
“Ben Buradayım” gibi bir kitabı üç beş sayfalık bir yazıya sığdırmak neredeyse imkansız, benim burada yapmaya çalıştığım şey bu kitaba dikkat çekmek olabilir sadece. Eğer Oğuz Atay’ı, onun fikir dünyasını, yaşamına dokunan insanları, eserlerini yakından tanımak isterseniz “Ben Buradayım” sizi bekliyor. Bu yazıyı sonuna kadar okuyan kitap dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Umarım lafı uzatarak çok sıkıcı olmamışımdır.
Bu uzun yazıyı, Sevin Seydi’nin çizimlerini yaptığı ilk baskı romanların kapak fotoğrafları ve Oğuz Atay’ın televizyon konuşması eşliğinde bloğumdan çok daha rahat okuyabilirsiniz:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...alan-adam-oguz-atay/
580 syf.
·21 günde·10/10 puan
Öncelikle Oğuz Atay hayranlığımı bilip bana bu güzel kitabı hediye eden en değerlime teşekkür ederim.
Sevgilinin en güzeli size kendisi kadar olmasa da güzel bir kitap hediye edenidir.

Oğuz Atay külliyatını iki defa okumak gerekir bana kalırsa. Oğuzsevercilerden biri olarak kitaplarının hespini okudum ardı ardına. Ve şimdi bu kitaptan sonra ikinci defa da okumaya hazır hissediyorum kendimi.
Yıldız Ecevit öyle zor bir öyle güzel bir eser ortaya çıkarmış ki. Bir nevi Oğuz Atay'ı ve eserlerini anlama kitabı. Yazar Oğuz Atay'ın hayatıyla başladığı kitaba eserleri, ölümü ve sonrası ile devam ediyor. "Hayatımı yazsam roman olur" derler ya, ne kadar bayağı bir söz gelir bu bir edebiyat severe. Bu kitabı okuduktan sonra yazılacaksa hayat romanları böyle yazılmalı düşüncesindeyim artık.
Kendisi de bir tutunamayan olan Oğuz Atay'ın romanlarındaki biyografik öğeleri gördükçe bu sözün aslında o kadar da bayağı olmadığı kanaatine vardım.
Yıldız Ecevit Oğuz Atay'ın kitaplarından yaptığı alıntılarla Oğuz Atay'ı o kadar güzel anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Oğuz Atay'ın da hayatından yaptığı alıntılarla kurmaca eserlerini nasıl oluşturduğunu gördükçe Oğuz Ataya da hayran kalmamak elde değil.
Her kitabın yazılış sürecini, zamanında Oğuz Atay'ın eserlerine yapılan eleştirileri, "ben buradayım siz neredesiniz" dediği okurla neden bir türlü bağ kuramadığını ve ölümünden sonra nasıl bu kadar popüler bir yazar haline geldiğini çok güzel bir dille aktarmış.
Tutunamamanlar eserinde Oğuz Atay kitaplara yaklaşımımızı "Bizdeki kitapların çoğu iri harflerle basılıyor Olric. Kültür seviyemizi gösteriyor bu iri harfler. Okumayı yeni öğrenen bir millet olduğumuz için iri harfleri tercih ediyoruz. Daha harfleri yeni söktüğümüz için, onları satırlar arasında kaybetmekten korkuyoruz. Az gelişmiş harfleri seviyoruz. Geniş aralıklı satırlar, sayfanın kenarlarında büyük boşluklar, içimizi serinletiyor." sözleriyle eleştiriyor. Yıldız Ecevit de bundan yola çıkarak herhalde eserini küçük harflerle aralarında hiç boşluk bırakmadan hazırlamış. Yani ilk bakışta kitaptan korkabilirsiniz. Ve bir Oğuzsever değilseniz büyük ihtimalle sıkılacaksınız. Ama eğer benim gibi biri iseniz kitabın bitmemesini isteyeceksiniz.
Deneyin siz karar verin..:)
Herkese tavsiye ederim ama önerim öncelikle Oğuz Atay'ın eserlerini bir defa okumuş olduktan sonra bu kitaba başlamanız.
Kitaplarla kalınız...
580 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Merhaba,
Beni tanıyanlar bilirler, bilmeyenlere de ben tercüman olayım fanatik Oğuz Atay hayranıyımdır.
Birçok okur belkide Oğuz Atay'ın kitaplarıyla Poyraz Karayel dizisi vesilesi ile tanıştı.
Ama öncesi vardı ve 1. Baskısı 1985, 31. Baskısı 2019, 32. Baskısı 2020 yılında yayımlanan bütün eserleri adı altında toplanan kitaplarının kapak görsellerini yine mesleğim gereği hayranı olduğum ve yakın bir zamanda kaybettiğimiz büyük usta Ara Güler çekmiştir.

Velhasılıkelam;
Hayatta olmayan bir yazarın hayat hikâyesi nasıl yazılır?
Tanıdıklar, eş dost yardımıyla mı? Sizi siz kadar iyi kim tanıyabilir? Yazdıklarınız ne kadar sizsiniz?
Yıldız Ecevit bu Oğuz Atay incelemesinde zor olanı yapıp kitaplarından yola çıkıp Oğuz Atay'ın hayatını yazıyor.
Oğuz Atay hayranları için kurmaca bir eserden daha sürükleyici bir inceleme var karşımızda.
Oğuz Atay'ın hayatı, eserleri ve kişiliği hakkında birçok yeni bilgi kazanmamı sağlayan eserdir.
Oğuz Atay ilgililerinin mutlaka okuması gereken bir inceleme kitabı.
Keyifli okumalar diliyorum.
"Derslerden uzak duran ama çok okuyan Oğuz'un, kültür düzlemindeki sıradışı konumu, kuşkusuz diğer arkadaşlarının da dikkatini çekmiştir. 1955-1956 "Arı" yıllığında, 'Mühendis olmasalardı ne olurlardı' sorusu Oğuz Atay için 'filozof' diye yanıtlanır. "
-Yıldız Ecevit, Ben Buradayım, iletişim yayınları, syf: 71
“Eleştirmenlerin, birbirlerinin öteki beni diye tanımladıkları Selim ve Turgut, edebiyatta doruk örneğini Faust-Mephistopheles ikilisinde gördüğümüz ruh-madde/idealizm-realizm karşıtlığının Oğuz Atay kurmacasındaki izdüşümüdür.”
“Uyum sağlayamadığı ortamdan yine kitapların soyut dünyasına sığınıyor, orada yaşayabileceği yeni bir boyut oluşturuyordur kendine.”
Üniversiteyi bitiren Selim romanın başka bir yerinde şöyle demektedir: "Babam benimle övünsün diye can sıkıntımı yürürlükten kaldırıp üniversiteyi bitirmedim mi?
“ Böylesine katıksız bir idealizmle bütünleşmiş bir yaşam biçiminin toplumsal cangılda varlığını sürdürebilmesi olanaksızdır.”
Madalyonun 'somut yaşam' yüzündeki Oğuz Atay, anlaşılmak, onaylanmak, dünyanın bir parçası olmak istiyor, yaşarken anlaşılamayan ve geleceğe kalan bir yazar olmak düşüncesine bütün gücüyle tepki gösteriyordur: "Ben öldükten sonra değil, yaşarken tanınmak, sevilmek, ilgi görmek istiyorum. "
“ İnsanlar tarafından anlaşılmadığını düşünen kişinin,insanların yer almadığı bir dünyada kendisini daha mutlu duyumsaması doğaldır.”
Her şeyden önce, yemek yemekten son derece keyif alan biridir Oğuz Atay. (...) Hastalığının son döneminde kuzeni Furuzan Düzkan'a söylediği şu söz, damak zevkinin onun yaşamındaki yerinin ne denli önemli olduğunu gösterir: "Hayatta iki şeyi çok sevdim: Birincisi düşünmek ve yazmak, ikincisi ise zevkli bir yemek yemek. Birincisine kafamdaki ur, ikincisine de ilaçların neden olduğu ülser engel."
Edebiyat bilimci Berna Moran, Charles Dickens'in "Büyük Umutlar" romanındaki Orlic'le ve "Hamlet"teki Yorick'le koşutluk kuruyordur. Yazar Orhan Pamuk ise "Olric'in- Tristram Shandy'nin Yorick'ine ne kadar benzediğini ek bilgi olarak veriyorum," diyordur. İnternet sitesindeki Oğuz Atay okuru ise, "Robert Musil'in 'NiteliksizAdam'ının Ulrich'ini anımsatır Olric," demektedir. Belki de Oblomov'un Zahar'ı ya da lvan Karamazov'un sanrısal kişisidir Olric, ya da bunların hepsinin bileşkesinde kurmaca dünyaya gözlerini açmış biridir, hepsinin kurmaca çocuğudur.
Öfke ile kendine acıma arası bir duyguyu dışa vuran Dostoyevski türü "ha ha" ları özellikle "Tehlikeli Oyunlar"ın Hikmet'i benimser, hatta bir mektubun altına "H.H.H. (Ha-Ha-Hikmet)"(T0.395) diye imza atar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ben Buradayım...
Alt başlık:
Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
580
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750503214
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Edebiyatımızın kilometre taşlarından olan Oğuz Atay özellikle son yirmi yıldan bu yana büyük bir okur kitlesine ulaştı ve benimsendi. Yazarın gerek yaşamı gerekse eserleri hakkında yazılanlar ise makalelerle sınırlı kaldı.

Modern Türk edebiyatı konusundaki ciddi ve kapsamlı araştırmalarıyla tanınan, aynı zamanda önemli bir Oğuz Atay uzmanı olan Yıldız Ecevit, ilk defa Oğuz Atay'ın yaşamını ve eserlerini kitaplaştırdı. Ecevit bu kitabında Oğuz Atay'ın yaşam öyküsünü anlatırken eserleri ile yaşamının örtüştüğü yerleri ve hayatındaki esin kaynaklarını da keşfediyor. Aynı zamanda eserlerin yetkin bir eleştirisini de yapıyor. 

Tutkunlarının Oğuz Atay romancılığının tüm yönlerini okuyabilecekleri mükemmel bir kitap ve edebiyat tarihimizde bir ilk...

Kitabı okuyanlar 108 okur

  • Buket
  • Bülent ayçiçek
  • Kader Kemeç
  • Munise Bayer
  • Ayça YILMAZ
  • `RōϻəØ
  • Miraç A.
  • Antigone
  • Selim Işık
  • Günseli Günseli

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%76.9 (40)
9
%15.4 (8)
8
%3.8 (2)
7
%1.9 (1)
6
%0
5
%1.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0