Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Oğuz Atay ile ilgili herhangi bir ön okuma/bilgi sahibi olmayan birine, 'Ben Buradayım...'ın son sayfalarını çevirirken, Oğuzcuğumun hayallerine ve hayatına komşu olduğunu, yan dairede oturduğunu hissettiriyor Yıldız Ecevit. Oldukça kapsamlı bu araştırma içeriğinde, Atay'ın eserleri ile hayatı arasındaki bağlantılara ver verilmesi, kurmaca metinlerin anlaşılabilirliğine büyük katkı sağlarken, Atay'ın tüm eserleri hakkında fikir sahibi kılıyor.
Aile kurmaya ideolojik nedenlerle karşı çıkan bir genç olan Oğuz Atay'ın, arkadaşlarını birbirine tanıtmaması, terliği burjuva yaşam simgesi olarak görmesi, akılda kalan ilginç yanlar olsa da beyinsel alım gücü yüksek birinin, yaşadığı toplumca anlaşılamaması üzüyor insanı. Dönemine göre birkaç beden büyük geliyor üslubu, fikri ve kurmacası. Bireyciliği ön planda tutan eserlerini toplumcu bakış açısına dönüştüreceği zaman ömrü yetmiyor. İşte ömrünün o son anlarında Sevin ile yaşamsal ilişkisi bir film sahnesini aratmaz diyebilirim.
Verdiği varoluşsal mücadelenin, eserlerinde de varoluş krizleri ile örtüşmesinin inceliğini görebilmek için okunmaya değer bir eser.
"İç dünyanın dehlizlerinde, çok sayıda farklı yaşamı oluşturmaya yetecek ölçüde bastırılmış gizli yetenek, uç vermemiş duyarlık, kavuşulmamış özlem, bir o kadar da bunlardaki soluksuz bırakılmışlığı neden olduğu, acı ile kotarılmış bir ruhsal karmaşa barındırıyordu. Yaşam, bunların tümüydü." S. 14
"Atay'ın bireyciliği, '(Marx'la) benim aramdaki ayrım şu: Marx dünyayı, ben ise birey insanı değiştirmek istiyorum. O, kitlelere sesleniyor, ben ise bireye, diyen salt bireyci Hermann Hesse'ninkine de benzemez. 'Ne