Senin için üç yıl öncesi çok eskide. Ama hapiste yaşayan, hayatlarında kederden başka olay olmayan bizler, zamanı ıstırabın zonklamalarıyla ve acılı anların anısıyla ölçmek zorundayız. Düşünecek başka bir şeyimiz yok. Acı çekmek -sana tuhaf gelse de- bizim varoluş yolumuzdur, çünkü var olduğumuzun bilincine varmamız için tek yoldur, geçmişte çektiğimiz acıların anısı ise kimliğimizin sürekliliğinin garantisi, kanıtı olarak gereklidir bizim için. Neşenin anısıyla aramdaki uçurum, şu anda neşeyle aramdaki uçurum kadar derindir. Beraberken hayatımız dışarıdan sanıldığı gibi zevk, sefahat ve kahkahadan ibaret olsaydı, bir tek ânını bile anımsayamazdım. Bu hayat, trajik, acılı, uyarılarıyla uğursuz; bıktırıcı olayları ve çirkin şiddetiyle sıkıcı ya da korkunç anlarla, günlerle dolu olduğu içindir ki, tek tek her olayı ayrıntılı biçimde görebiliyor, işitebiliyorum, daha doğrusu başka pek bir şey göremiyor, işitemiyorum. İnsanlar burada ıstırapla öyle içli dışlı yaşıyorlar ki seninle dostluğum, hatırlamaya mecbur olduğum biçimiyle, bana her zaman, her gün kavramak zorunda olduğum değişken azap ezgileriyle uyumlu bir prelüd gibi görünüyor. Hatta onları gerektiriyor, sanki yaşamım bana ve başkalarına nasıl görünmüş olursa olsun, aslında hep bir "keder senfonisi" olmuş, uyumlu biçimde birbirine bağlanan bölümlerden tek tek geçip sanatta tüm büyük temaların işlenişinde görülen kaçınılmazlıkla finale ulaşmış gibi.