Bir söz, "Upuzun karanlık bir şarkı" sözü geliverirdi aklına durduk yere. Nereden duymuştun? Hiç anımsamıyordun Kökeninin silinmesi ondaki hayaletimsiliği daha da güçlendiriyordu.
Boş zamanlarını, takıntılı biçimde, kendi gündelik yaşanısını belgelemeye ayıran şu Parisli iş adamının öyküsüne bayılıyordun. Adam mektupları, davetiyeleri, tren, otobüs, metro, uçak ya da gemi biletlerini, sözleşmelerini, otel faturalarını, lokanta mönülerini, gittiği ülkelerin turistik kitapçıklarını, gösteri programlarını, ajandaları, not defterlerini, fotoğrafları, her şeyi saklıyormuş. Evindeki, duvarları klasörlerle kaplı bir odada topluyormuş gitgide büyüyen arşivini. Odanın ortasında, sarmal biçimli panoramik bir çizelgede Paris, Fransa ya da yabancı ülkeler, ana karalar, denizler, aylarla günler farklı renklerle gösteriliyormuş. Ona şöyle bir bakıp tüm yaşantısını gözünde canlandırabiliyormuş. Kendi kendisinin koleksiyonunu yapmış.