Ancak Ben, erişilemez İdeal-Ben karşısında kendini eksikli hisseder, bir kaybeden olarak görür, suçlamalara boğar. Reel-Ben ve İdeal-Ben arasındaki boşlukta bir özsaldırganlık oluşur. Ben, kendisiyle kavga etmeye başlar, kendisiyle savaşır. Kendini tüm dış baskılardan kurtarmış sayan olumluluk toplumu, yıkıcı obsesyonlar arasında kaybolur. Burnout ve depresyon gibi psişik hastalıklar ki 21. yüzyılın başat hastalıklarıdır, hep kendine yönelmiş bir saldırganlığın izlerini taşır. İnsan kendine şiddet uygular ve kendini sömürür. Dışsal şiddetin yerini içeride üreyen bir şiddet almıştır ki ilkinden çok daha ölümcüdür, zira bu şiddetin kurbanı kendini özgür zannetmektedir.
İnsan Öteki'nin arzusunu taklit ediyordu. Girard’ın tezine göre şeyler, birçok kişi onları arzu ettikleri ölçüde değerlenir. Başkalarının da sahip olmak istediği şeye biz de sahip olmak isteriz.
Tarihte Büyük İskender, Justinyen, Mustafa Kemal gibi komutanlar ve devlet adamlarını yetiştiren Makedonya’nın tarihine sahip çıkması, özgün kişiliğini koruması için komşularının ve Avrupa’nın gayret göstermesi gerekiyor. Oysa AB, Yunanistan’ın kaprisleriyle önce bayraktaki Vergina güneşini kaldırdı; sonra da cumhuriyetin ismini değiştirip üç kelimelik, akılda bile tutulması zor bir isim vermeye kalktı.
Türk dış politikasının en tutarlı yönlerinden biri Makedonya’nın Makedonyalılara ait olduğunu vurgulamasıdır. Bu güzel ülkenin, Avrupa’nın en çok dışarıya turist yollayan ülkelerinden biri olması, belki de sakinlerine hissettirilen bu bunalımdan ileri gelmektedir.
İktisadi zorluklara ve teknik altyapının imkansızlıklarına rağmen İran’ın kültürü, o memleketin en büyük alçısıdır. Şiir ve tarihten uzak yaşayan bizim yeni nesillere göre İran’ın farkı budur.