Annem dönüp bana baktı, hafifçe gülümsedi ve avucuyla yanağımı okşadı. Ardından saçlarımı, omzumu ve sırtımı da sırayla okşadı. İçimi sızlatan bu sevgisinin iliklerime kadar işlediğini hatırlıyorum. İnsanın iliğini dolduran, yüreğini daraltan... O zaman anladım... Sevginin ne korkunç bir ıstırap olduğunu.”
Anlamsız ve moralsiz geçen bir gün, otobüs beklerken kaldırımdaki bir ağaca istemsizce dokunmuştum. Ağacın nemli kabuğu soğuk bir ateş gibi avcumun içini yaktı. Göğsüm buz gibi, sayısız yarıklara ayrılarak parçalandı. Canlı bir şeyle canlı başka bir şeyin buluşmasını, artık elimi çekip ilerlemem gerektiğini, hiçbir şekilde inkar etmenin yolu yoktu.
Toplumumuz yas tutmakta çok kötü. Belki de saygı duymak konusunda başarısızdır. Bazıları, kendi ölümlerini seçenleri günahkar, başarısız ya da pes etmiş ezikler olarak nitelendiriyorlar. Sonuna dek yaşamak gerçekten her koşulda bir başarı mıdır? Hayat denen oyunda gerçek anlamda bir kazanma ya da kaybetme olabilirmiş gibi.
Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında bir fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.