senin yanında oturan anneye seninle ilgili sorular yöneltmek bir çocuk için tehlikesizdi ve anneye, "babam nasıl?" diye sormak sürprizlere karşı korunmak demekti.
alayla eğitmeye ayrı bir güvenin vardı, benim üzerimdeki üstünlüğüne en uygun olan yöntem de buydu. uyarıların genelde, "bunu şöyle ya da söyle yapamaz mısın?hemen fazla mı geldi yoksa? buna vaktin yoktur tabii?" tarzında ya da benzer şekilde olurdu.
kendi eylemlerime güvenimi yitirmiştim. sebatsız ve kararsızdım. yaşım ilerledikçe, değersizliğimin kanıtı olarak önüme sürdüğün malzeme büyüyordu; gitgide bir bakıma gerçekten haklı çıkıyordun.
hoşuna gitmeyen bir şey yapmaya başladığımda ve sen beni başarısız olacağıma dair korkuttuğunda, senin fikrine duyduğum derin saygı öylesine büyüktü ki, belki ileriki bir tarihte gerçekleşecek bike olsa başarısızlığa uğramam kaçınılmazdı.
birini yakalamak için masanın çevresinde bağırarak koşman da korkunçtu, belli ki yakalamak niyetinde değildin, ama öyleymiş gibi yapardın, annem de o kişiyi sözümona kurtarırdı. bir kez daha -çocuk aklımla bana öyle gelirdi- biri senin lütfunla canını kurtarmış olurdu ve bunu senin hak edilmemiş armağının olarak sürdürürdü.