sana asla itaat etmediğime inanman tuhaf bir yanılgıdır. "daima her şeye karşı" sandığın ve beni suçladığın gibi, senin karşındaki yaşam ilkem olmadı gerçekten. aksine, sözünü daha az dinleseydim benden çok daha hoşnut olurdun mutlaka.
senin karşında -söz konusu senin meselelerin olunca mükemmel bir hatipsindir- tutuk ve kekeleyen konuşma tarzı edindim, buna da katlanamadın, ben de sonunda sustum; bunu önce belki inadına, ama sonra senin karşında ne düşünebildiğim ne de konuşabildiğim için yaptım.
kemikleri dişlerle parçalamak yasaktı, ama sana serbestti. sirkeyi höpürdeterek içmek yasaktı, ama sana serbestti. asıl mesele, ekmeğin düzgün kesilmesiydi; ama bu işi üzerinden sos damlayan bir bıçakla yapıyor olman önemsizdi. yemek artıklarının yere dökülmemesine dikkat edilmesi gerekiyordu, ama çoğu senin oturduğun yerin altında olurdu. sofrada yalnızca yemekle ilgilenilmeliydi, oysa sen tırnaklarını temizleyip keser, kurşunkalemlerini yontar, kürdanla kulaklarını temizlerdin.