Kaygı
İnsan, doğası gereği kaygı duyan bir canlıdır. Karar verirken veya eyleme geçerken kendi etik ve ahlak ilkelerinden yola çıkarak bir sonuca varır; vardığı bu sonuç ise onun ya iyi ya da kötü hissetmesine yol açar. Peki, insanın kendi etik anlayışı nasıl oluşur? Bir eylemin sonucuna veya sadece "doğru" olup olmadığına odaklanmadan önce, insan hayata karşı nasıl bir duruşu olduğunu ve daha sonrasında da nasıl bir duruşu olması gerektiğini bilmelidir. Kişi, mevcut karakterinden yola çıkarak gelecekte nasıl bir insana dönüşebileceğine karar vermelidir; nasıl bir insan olmak istediğini seçmeli ve ona uygun davranmalıdır. Örneğin, sürekli aynı şeylerden yakınan insanların o durumun içinde hapsolup kalmalarının temel sebebi, aslında neden yakındıklarını bilmemeleridir. Yakınılan durumun gerçek sebebi bilinirse, ortada yakınacak bir şey kalmaz; çünkü bilinen gerçeğe göre eylem alınabilir ve süreç değişebilir. Bilmek kaygıyı azaltan yegane şeydir; her kaygının temel sebebi mutlak olarak bilinemeyebilir ama en azından ne kadar bildiğini bilirsen kaygılanmana gerek kalmayabilir. İşte bu örnekten yola çıkarak, sürekli yakınan bir insan olmak yerine, nasıl bir insan olmak istediğimize karar vermeli ve ona uygun adımlar atmalıyız. Sadece istemek, zihinde oluşan binlerce düşünceden yalnızca bir tanesidir; eyleme geçirilen düşüncenin karşılığı ise fiziki dünyada somutlaşır. Peki, olmak istenilen insan nasıl bilinir? Bunun mutlak bir yolu yoktur. Her süreç bireyin kendisine bağlıdır çünkü her birey farklıdır. Nasıl ki kimsenin parmak izi bir diğerine benzemiyorsa, hiçbir insanın hayat yolu da bir başkasınınkine benzemez, benzeyemez. Birey, kendi varlık gerçeği içinde şekillenen bir canlıdır. Çevresel faktörlerin değişmesi bu süreci etkiler ancak insan sadece dış dünyayla sınırlı
İman yoksa zalime kalır meydan Yardımlar tıpkı çiçek gibidir ne kadar taze ise insanları o kadar memnun eder Chılon Zamanın birinde Firavun ehli bir arslan yaşardı Nice hayvanın boynunu büküp Göz yaşlarına sebep olmuştu Onun gücünden herkes çekinir Ve makamına secdeye varırdı İnsanlarda böyledir makama tapar bir makam ı olsa kendini arslan sanır Oysaki kendi halinde yaşayan O küçük karınca asıl kıral o dur Küçük karınca dikildi O zalim kralın karşısına Peygamberimiz buyurduki Asıl adalet zalime dur demektir Kim zalim sultana doğruyu söyler Ve doğruyu söylerken öldürülürse O Mutlaka şehit olur Ve tek bir kişi nicelerini uyandırır Karınca dimdikti o gün Arslan müsveddesinin yanında Ey arslan müsveddesi sanma ki Bu ormanlar dağlar senindir Cenabı Hak Tek galiptir Dediği anda dişlerini bileyledi arslan
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dostluk
"Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin." ~Chilon
Alıntı
Dostluk
Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: "Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur..." Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum: Nec fas esse ulla me voluptate hic frui Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, Hiçbir zevki tatmamaya
DOSTLUK MAKALESİ
(Bana Göre de Dostluk Böyle Olmalıdır, Değil mi ,Değerli Dostlar) *** Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: "Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur..." Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum: Nec fas esse ulla me voluptate hic frui Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps Onunla
Edebiyat-Düşünce
Dilin, düşüncenden önce hareket etmesin. Chilon
Duygu ve Düşünce