Böyle bir görüşü savunanlar yanlış yoldadır. Uyku, uyanıklığın karşıtı değil, belli bir aşamasıdır. Uyku durumunda yaşamdan kopmaz, tersine uykuda düşünür, uykuda işitiriz. Genellikle uykuda da uyanıklık durumundakı aynı eğilimler açığa vurur kendini.
Örneğin öyle anneler vardır ki, sokaktan gelecek hiçbir gürültü uykularını bozmaz ama çoçukları şöyle biraz kıpırdasın sanki hiç uyumamışlar gibi gözlerini açarlar. Bu da gösteriyor ki çevreyle ilgilerimiz, uykuda da sürdürür varlığını.
Uyurken yataktan düşmeyişimiz de uyurken belli sınırları algıladıdığımızı kanıtlamaktadır.
Gece olsun, gündüz olsun, kişiliğin tümü varlığını hissetdirir.
diye kendi kendimize bir soru yöneltsek, buna verilecek mantıksal yanıtın "bebek" olması gerekirdi. Bir bebek çevresindekilere hükmeder ama kendisine hükmedilmesine izin vermez.
İnsanın güçlüklerle yüz yüze geleceği durumlar eksik değildir hiç. Bir insanı gözlemlemek istiyorsak, en iyisi güçlüklerle boğuşmak zorunda kaldığı zamanı bekler, böylesi durumlarda onun çeşitli duygu ve devinimlerini, ayrıca kendisini başkalarından ayıran karekteristik özellikleri ele geçirmeye çalışırız.
Böyleleri hayallere ve kuruntulara kapılır, kendilerini pek güçlü hissetmediklerinden hep dolambaçlı yollara sapar, yani güçlüklerle yüz yüze gelmekten sürekli kaçmaya bakarlar.
Böyle kaçıp durmaları, savaşmaya yanaşmamaları, içlerinde gerçektekinden daha güçlü ve akıllı oldukları gibi bir duygunun uyanmasına yol açar.