8/10
·412 syf.··
Beğendi
·
2026 101. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 00:04
Yasemin Kokusu, Ateşten Düğüm serisinin ikinci kitabı olarak ilk kitaptan kalan düğümleri çözmek yerine onları daha da karmaşık hâle getiriyor. Ancak bunu yaparken okuyucuyu yormuyor; aksine her bölümde merakı biraz daha artırarak hikâyenin içine çekmeyi başarıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en güçlü his, Elif ve Baran'ın hikâyesinin aslında yeni yeni başladığı oldu. İlk kitapta yaşananların ardından Elif için hayat hiç kolaylaşmıyor. Aksine, kaybettiklerinin ağırlığı omuzlarında daha da hissedilir hâle geliyor. Babasını, abisini ve hayallerini kaybetmiş bir genç kadının yeniden ayağa kalkma çabasını okumak oldukça etkileyiciydi. Elif'in en değerli emaneti olan bilekliğin peşinden giderken karşılaştığı yalanlar ve hayal kırıklıkları, onun ne kadar yalnız bırakıldığını bir kez daha gösteriyor. Buna rağmen pes etmemesi, eğitim hayaline tutunmaya devam etmesi ve yaşadığı haksızlıklara karşı ses çıkarmaya başlaması karakter gelişimi açısından oldukça başarılıydı. Bu kitapta ilk kitaptaki kırılgan Elif'in yerini daha güçlü, daha inatçı ve gerektiğinde karşısındakilere haddini bildiren bir Elif alıyor. Baran ise bu kitapta beni en çok şaşırtan karakterlerden biri oldu. İlk kitaptaki sert, mesafeli ve duvarlarını kimseye açmayan adamın altında aslında ne kadar karmaşık duygular taşıdığını daha net görüyoruz. O fırtınalı gecede karşılaştığı ve hafızasında sadece sesiyle yasemin kokusunu taşıdığı "peri kızı"nı arayışı oldukça romantik ve etkileyiciydi. Üstelik aradığı kişinin sürekli yanında olması ama bunu fark edememesi hikâyeye ayrı bir heyecan katıyor. Elif'e karşı hislerinin değişmeye başlaması, onu korumaya çalışması ve eğitimine destek olması da Baran'ın karakter gelişimini güçlendiren detaylardı. Kitapta en sevdiğim noktalardan biri Elif ve Baran arasındaki
Ateşten Düğüm 2Ayşen B. · Ulysses Yayınları · 202610 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 83. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 16:33
Psikoloji alanında neredeyse hiç okuma yapmamama rağmen bu kitabı görür görmez okumak istedim. Yazardan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen oldukça rahat ve keyifli bir şekilde okudum. Kitap 12 bölüme ayrılmış, kısa ama bir o kadar da kapsamlı bir eser. Bu yüzden sindire sindire, altını bol bol çizerek okudum. Kitabın temel konusu insanın yaşamdaki yeri ve konumu. Bunun yanında aşağılık duygusu, üstünlük kompleksi, rüyalar, çocukluk, sosyal uyum ve evlilik gibi birçok konuya da değiniyor. Kısa olmasına rağmen örneklerle desteklenmiş, dolu dolu bir içerik sunuyor. Okuduğum bazı şeylere ilk başta şaşırsam da üzerinde düşününce oldukça mantıklı geldi. Yazar, aslında herkesin belli ölçüde aşağılık duygusuna sahip olduğunu, bunun anormal bir durum olmadığını ve insanın yaşamını, ilişkilerini ve davranışlarını nasıl etkilediğini başarılı örneklerle açıklıyor. Psikoloji denince akla sıkıcı ve ağır kitaplar gelebiliyor ancak bu kitap tam tersine oldukça akıcıydı. Verdiği örnekler sayesinde anlatılanları anlamak kolaylaşıyor ve okuma süreci çok daha keyifli hale geliyor. Psikolojiye giriş yapmak isteyenler için güzel bir başlangıç kitabı olduğunu düşünüyorum.
Yaşama SanatıAlfred Adler · Cem Yayınevi · 20203,692 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir de Bayıl İstersen Victor
8/10
·251 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:20
Eveeeeet, sonunda o gün geldi, bitmesin diye çok çabaladım (yatarak) ama bitti... Kitapta size spoi vermek hiç istemiyorum, hepinizin okumasını çok istiyorum çünkü, o yüzden spoi vermeden (bu beni ağlatacak) yapmayı arzuladığımız (arzulamak mıı hayırdır ula) kitap vızırdamamıza geçiyoruz. Kitap, bilim kurgu kitabı, ilk baskı 1818 yılına ait (19.yy.da bilim kurgu yazmak nasıl aklına gelebilir kral ya), çevirmen sunuşu+yazar sunuşu+önsöz dahil toplam 251 sayfa (bu söylediklerimi de kesinlikle okumalısınız, ben spoi yememek ve daha iyi değerlendirmek için bunları mutlaka kitaba başlarken değil kitabı bitirince okurum). Bahsedeceğim çok fazla şey var ama nasıl toparlayacağım konusunda zorlanıyorum şu an (her duygunu yaz ama Elif tamam mı canımın içi), öncelikle 19.yy.da bir insanın gerçekten de oturup bilim-kurgu yazabilmesi bana inanılmaz geliyor şu anki yaşantılarımızda yok uzay, yok yapay zeka, yok robotlar derken bir sürü gelişmeye şahit olabilmişken bilim-kurgu yazabilmek bana olağan geliyor çünkü yaşadıklarımızın büyüklüğünden, yaşayacaklarımızın potansiyelini ufacık görmemizle bile bilim-kurguya ulaşabiliyoruz. Ama 1800'lerde böyle bir şeyin hayale gelmesi ve oturup buna bir tasvir biçilebilmesi, üzerine bir olay yazılabilmesi bana inanılmaz geliyor. Hele ki dönem şartlarında kadınların kitap yazma konusunda bırakın teşvik edilmeyi sosyal olarak engellenmiş olmasına rağmen bir kadının kalkıp da bu eseri yazabilmiş olması da bence çok büyük bir şey. Okuduğunuzda anlayacaksınız, o kadar kaliteli bir kitap ki benim aslında kitabı bu kadar geciktirme sebeplerimden biri de bu denli kaliteli olmasıydı, kitabın ilk 80 sayfasında gerçekten çok etkilendim, bu etkiyle hem kitabı çabucak okumak hem de bitirmemek istedim, çok sevdiğim şeylerin bitme ihtimali işin içine
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 18:05
"Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum" (Baek Sehee), insanın derin bir depresyon ve tükenmişlik yaşarken bile hayata tutunacak küçük nedenler bulabileceğini ve kusurlarıyla barışması gerektiğini anlatır. Yazarın kendi psikoterapi seanslarından yola çıkarak kaleme aldığı bu anı-anlatı kitabı, özellikle şu temel mesajları öne çıkarır. *​Dışarıdan normal ve başarılı görünen insanların da iç dünyalarında sürekli bir boşluk, yetersizlik ve mutsuzluk hissiyle savaşabileceğini gösterir. Acı çekmek için "büyük bir trajediye" gerek yoktur. ​*İnsanın hayattan vazgeçmek isteyecek kadar dipteyken bile en sevdiği yemeği (tteokbokki) canının çekmesi çok doğaldır. Yaşama arzusu ve umutsuzluk aynı anda var olabilir; bu ikiyüzlülük değil, insan olmanın ta kendisidir. *​Kişi,sürekli başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamanın ve kendini acımasızca eleştirmenin ruh sağlığına verdiği zararları gözler önüne serer.Kendimizi olduğumuz gibi, kusurlarımızla kabul etmenin önemini vurgular. *​Hayat her zaman çok parlak olmasa da, bizi o gün yataktan kaldıracak ya da hayata bağlayacak küçük, sıradan zevklerin (güzel bir yemek, bir kahve, bir hobi) küçümsenmemesi gerektiğini hatırlatır. *​Kitap genel anlamda okuyucuya yalnız olmadığını hissettirmeyi ve "tamamen iyi olmasan da bu haliyle de sorun yok" diyebilmeyi amaçlar. *Bu kitabı okuyacak kişilerin, kendilerini bu kadar iyi tarif edecek bir kitap buldukları için her bir cümlenin altını çizerek "ah benim gibi birisi daha varmış" düşüncesinin verdiği rahatlama ile ilgiyle okunacağını düşünüyorum. *Bu kitabın (yazarın) düşüncelerinin ve yaşadığı zorlukların her insanda olacağını düşünenler için şöyle söylemeliyim ki;"herkes bu kadar hayattan umudunu kesip kendini sevmeyecek kadar ileri düşüncelere girmeyecektir diye
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 10:10
"Biz hepimiz Bir mutsuzluk töreninde Varlığıyla yaralı Birer yeryüzü ağrısıyız." Esasında Şükrü Erbaş’ın kitap kapağına iliştirdiği bu dizeler kitabın geneline dair bir inceleme için kâfi nitelikte. “İnsan Bir Eksik Sözdür” , sindire sindire, her dizenin altını çizerek okunacak hayata insana dair bir muhasebe kitabıdır. İnsanın kendi geçmişiyle, eksiklikleriyle ve kalbindeki kırıklarla yüzleşmesini sağlar. Eğer sakin, derin, felsefi derinliği olan ve doğrudan kalbe dokunan modern Türk şiirinden keyif alıyorsanız, kılavuz vasfında bir kitap.
1000Kitap
İnsan Bir Eksik SözdürŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20213,635 okunma
10/10
·248 syf.·
2026 28. kitabı
Bazı kitaplar olay anlatmaz; insanın içinde yıllardır susan bir yeri konuşturur. Bu kitap da benim için tam olarak böyle bir yerde durdu. Lara’nın hikâyesi, yalnızlığın sadece bir odada tek başına kalmak olmadığını; bazen kalabalığın içinde, aile içinde, hatta insanın kendi içinde bile kaybolabileceğini gösteriyor. Sessizlik, boşluk, duvarlar, çizimler, deniz ve fırça darbeleri roman boyunca yalnızca birer ayrıntı değil; karakterin iç dünyasına açılan kapılar gibi işlenmiş. Kitabın en sevdiğim tarafı, acıyı büyük cümlelerle bağırmak yerine çoğu zaman küçük nesnelerin içine saklamasıydı. Bir fincan, bir duvar, bir çizgi, bir kuş, bir boşluk… Hepsi Lara’nın içindeki kırılmayı ve sonra yavaş yavaş kendini onarma çabasını taşıyor. Özellikle Lara’nın çizerek kendini bulmaya başlaması etkileyiciydi. Çünkü burada sanat, süslü bir uğraş değil; insanın kendi varlığına dokunma biçimi olarak karşımıza çıkıyor. “Ben buradayım” diyemeyen birinin, bunu renklerle ve izlerle söylemesi kitabın en güçlü yanlarından biri. Yer yer melankolik, yer yer iç burkan ama sonunda insana küçük de olsa bir ışık bırakan bir metin. Sessizliği, yalnızlığı, aile baskısını, ait olamamayı ve iyileşmenin sancılı yolunu seven okurlar için oldukça dokunaklı bir kitap.
Yaşamak Hiç ÖğretilmediOğuzhan Kuş · Cinius Yayıncılık · 202575 okunma