Selam, n'aber?
Birkaç gün önce bu kitabı okudum ama üşendiğim için paylaşmadım (evet hâlâ Frankenstein bitmedi), kitap etkinliği olduğu için bunu araya sıkıştırıp 2 günde bitirdim (ooo kral sen 2 günde kitap bitirir miydin ya), kitabı böyle kısa sürede bitirmek benimle alakalı değildi, iki sebebi vardı, birincisi okumayı son ana bıraktım (tembellik, aaa benimle ilgiliymiş), ikincisi de kitap 12 punto yerine 36 puntoyla yazıldığı için toplasanız taşları patlatsanız max 70 sayfalık kitap. Şimdi yoruma geçebiliriz.
Mustafa Kutlu'nun daha önce tek kitabını okudum, o da "Yoksulluk İçimizde"ydi. O dönem için beğenmiştim ama başka da kitabını okumamıştım, bir gün okurum başkalarını da diye düşünüyordum ama bu kitaptan sonra Mustafa Kutlu okumaktan bir ufak vazgeçtim diyebiliriz.
Şimdiye kadar "Uzun Hikaye"den kitap diye bahsettiğim için bir yanlışı düzeltmiş olayım, bu bir kitap değil arkadaşlar, bu bir senaryo metni, hem de zorlarsanız eskiz biçiminde bile diyebilirsiniz. Kitapta en sevmediğim şey buydu, benim bu konudaki mantığım şöyle işliyor,senaryo odaklı bir metin yazılacaksa bu bence biraz daha okuyucuya belirtilmeli, ki bu kitap bilgilerinde kategori bilgisi olarak bile verilebilir,alan kişi de buna göre alıp beklentiye girmiş olur,yani bu insanlara yazdığınız şeyi öykü grubunda gösterip deneme okutmakla aynı şey aslında ve bunu pek sevemiyorum, tercih okuyucuya kalmalı.
Sevemediğim başka nokta anlatım basitliğiydi,dalıp gideceğiniz max iki tane cümle vardı, ki onda da boy verip çıkarsınız öyle bir derinlik.
Sevmediğim en önemli son nokta öykünün tek bir öykü olarak ilerlememesi, öyküde hep bir göç hikayesi var,bu aslında müthiş bir konu olabilirdi ama bu göç sabit başkarakterle yapılıyor olsa da iki başkarakter (baba-oğul) hariç diğer tüm karakterler ve olaylar