GÖRMEYİ YARATAN, GÖRÜNENİ DE GÖRÜNMEYENİ DE BİR GÖREN VAR.
İnsanın en büyük tehlikelerinden biri, olduğu gibi görünememesi ve göründüğü gibi olamamasıdır. Hakikatte münafıklık, sadece iman ile inkâr arasındaki bir hâl değil; kalp ile lisanın, söz ile amelin, niyet ile hareketin birbirinden ayrılmasıdır. Bu sebeple münafıklık, insanın içinde açılan ve zamanla derinleşen bir yarıktır. İçimiz başka, dışımız başka… Dilimiz başka, kalbimiz başka… Sözümüz istikameti anlatırken kalbimiz başka sevdaların peşindeyse, burada durup tefekkür etmek gerekir. Çünkü hakikat, sadece dille söylenen değil; kalpte taşınan ve hayata aksedendir. Zikrimiz başka, fikrimiz başka… Tesbih elimizde dönerken zihnimiz gaflet vadilerinde dolaşıyorsa, zikrin nuru henüz kalbe tam mânâsıyla nüzûl etmemiş demektir. Allah’ı anmakla Allah’tan uzaklaştıran şeylerin peşinde koşmak, aynı gönülde devam eden bir mücaheleden başka bir şey değildir. Gecemiz başka, gündüzümüz başka… İnsanların arasında bir sûret, yalnızlığımızda başka bir sûret taşıyorsak, nefsimizle yeniden hesaplaşmamız gerekir. Çünkü ihlas, halk içinde de halvette de aynı kul kalabilmektir. Kuldan gizlenmek mümkündür; lakin Cenâb-ı Hakk’ın nazarından gizlenmek mümkün değildir. Yolumuz başka, adımlarımız başka… Hedefimiz Allah’ın rızası olduğunu söyleriz; fakat attığımız adımlar bizi o hedefe yaklaştırmıyorsa sözümüzle amelimiz arasında bir mesafe oluşmuştur. Bu mesafe büyüdükçe insan, kendi hakikatinden uzaklaşmaya başlar. Gayemiz başka, gayretimiz başka… Cenneti isteriz; fakat cennete götüren amellerde gevşek davranırız. Allah’ın rızasını talep ederiz; fakat nefsimizin arzularına karşı aynı azmi gösteremeyiz. İşte bu hâl, mü’minin korkması gereken bir muhasebe noktasıdır. Münafıklığın panzehiri istikamettir. Fakat istikametin ruhu ihsandır. Nitekim Hz.Ahmed-i Muhtar (sas), Cibrîl
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hadis
Kâ’b bin Ucre -radıyallâhu anh- anlatıyor: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün bize; “Minbere yaklaşın!” buyurdu. Biz de yaklaştık. Birinci basamağı çıktı; “Âmîn!” dedi. İkinci basamağı çıktı, yine; “Âmîn!” dedi. Üçüncü basamağı çıktı, aynı şekilde; “Âmîn!” dedi. Minberden indiğinde: “Yâ Rasûlâllah! Bugün Siz’den daha önce işitmediğimiz şeyler duyduk. (Bunun hikmeti nedir?)” diye sorduk. Şöyle buyurdular: “Cibrîl -aleyhisselâm- bana göründü ve; Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim. İkinci basamağa çıktığımda; «Sen’in ismin yanında zikredilip de Sana salevât getirmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim. Üçüncü basamağı çıktığımda: «Anne-babası veya ikisinden birisi yanında yaşlanıp da (onları râzı ederek) cenneti kazanamayan kimse rahmetten uzak olsun! dedi. Ben de «Âmîn!» dedim. Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545
Hoşça Bak Zâtına Kim Zübde-i Âlemsin Sen Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma Başkasın kendini sûretle heyûla sanma Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şiir
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şiir
Öncü Sûfîler (3 Cilt Takım) 3.cilt, Mansur b. Ammar (k.s)’ın rivayet ettiği bir hadisi paylaşıyorum. Okunması ümidiyle. Lakin paylaşmadan önce şu soruyu sormak istiyorum: Hangimiz bir günahımızdan dolayı kendimizi pişmanlığımızdan ötürü dağlara vurduk? Mansûr b. Ammar’ın ravisi olduğu bir hadîs-i şerîf şudur: Câbir radıyallahu anh’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Ensar’dan, kendisine ‘Abdurrahman oğlu Sa’lebe’ denilen bir yiğit delikanlı vardı. Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hizmetinde bulunan bir gençti. Günün birinde Ensar’dan bir kimsenin kapısının önünden geçerken uzandı ve kapıdan içeriye baktı. Orada Ensar’dan bir kadını yıkanırken gördü. Ona tekrar tekrar baktı. Baktı ama iilediğinden dolayı Rasûlullah’a vahiy inecek diye korktu. Medine’den kaçarcasına çıktı ve yaptığı günahtan dolayı Resûlullah’tan utandığı için Mekke ile Medine arasına kadar kaçtı. Resûlullah Efendimiz kırk gün, “Sa’lebe nerede?” diye, onu sordu. O kırk gün içerisinde Peygamberimiz’e vahiy gelmedi ve kâfirler “Rabbi onu terketti, ona darıldı.” dediler. * Cebrail aleyhisselâm indi ve “ya Rasûlullâh! Rabbim sana selam gönderdi. Sana bildiriyor ki ‘Ümmetinden o kaçan kişi şu dağların arasındadır. Benim cehennemimden bana sığınıp duruyor.’ dedi” buyurdu. Peygamber Efendimiz Hz. Ömer’le Selmân-ı Fârisî radıyallahu anhümâ’yı, ‘Kaçağı görsünler.’ diye o dağlara gönderdi ve “Gidin, Sa’lebe bin Abdurrahman’ı bana getirin.” dedi. Onlar, Medine’nin çıkış yerlerinden çıktılar. Medine’nin çobanlarından Züfâfe isimli bir çoban karşılarına geldi. Hz. Ömer, “Şu dağların arasında bir delikanlıdan haberin var mı?” diye Züfâfe’ye sordu. Züfâfe, “Sen cehennemden kaçağı mı soruyorsun yoksa?” dedi. Hz. Ömer, “Sana bunun cehennemden kaçan bir insan olduğunu kim bildirdi?” diye sordu. Züfâfe, “O, gecenin yarısı
1000Kitap