Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
‘’Tapılası!’’ Yaşamımda milyonlarca bedenle karşılaşırım; bu milyonlarca bedenden ancak birkaç yüzünü arzularım; ama bu birkaç yüzden yalnızca birini severim. Aşık olduğum öteki bana arzumun özgüllüğünü gösterir.Bu seçim –öylesine titizdir ki yalnızca Tek’i alıkoyar-, söylediklerine göre, çözümsel geçişimle aşk geçişimi arasındaki ayrımı oluşturur; beriki evrenseldir, öteki özgül. Binlerce İmge arasında arzuma uygun İmge’yi bulabilmem için, nice rastlantılar, nice şaşırtıcı rastlaşımlar (belki de araştırmalar) gerekmiştir. Çözümünü hiçbir zaman bilemeyeceğim bir büyük bilmecedir bu: Neden Şunu arzuluyorum? Neden onu sürekli olarak, kendimden geçerek arzuluyorum? Bütünüyle o mu (bir gölge, bir biçim, bir hava mı) arzuladığım? Yoksa bu bedenin yalnızca bir parçası mı? Peki, bu durumda, bu sevilen bedende, benim için ‘’fetiş’’ iççağrısı taşıyan ne? Hangi parça, hangi rastlantı? Belki de inanılmaz ölçüde ufak bir şey. Bir tırnağın kesiliş biçimi, azıcık eğrilemesine kırılmış bir diş, saçın bir kıvrımı, konuşurken, sigara içerken, bir parmakları açma biçimi mi? Bedenin bütün bu kıvrımları konusunda, onların tapılası olduğunu söyleme isteği duyuyorum. Tapılası demek: onun tek olması bakımından, arzum budur demektir. Bununla birlikte, arzumun özgüllüğünü ne denli çok duyarsam, o denli az adlandırabilirim onu: hedef kesinleştikçe ad titrer; arzunun yerindeliği olsa olsa sözcenin uygunsuzluğuna yol açar. Bu dil başarısızlığından tek bir iz kalır geriye: ‘’tapılası’’ sözü.