ırmaklardan alanlara taşındın
yalnızsın
bir tür ormansın kaf dağına senden geçiliyor
kucağında en yanık leylaklardan bir deste
gencecik aşk ağrıların
-İ. Çiçek
Göz kamaştıran bir bahçeye girdiğinde gördüğün o kırmızı güllerin, masmavi sümbüllerin ve yemyeşil yaprakların aslında kendi özlerinde hiçbir renge sahip olmadığını bilmek insan aklını derin bir hayrete düşürür. Fizik ilmi der ki karanlık çöktüğünde bütün o büyüleyici renkler birden kaybolur zira yeryüzündeki her bir çiçek aslında gökyüzündeki o tek bir beyaz ışığın içindeki yedi ayrı rengi kendi kabiliyetine göre emip dışarıya yansıtan geçici birer perdedir. Çiçeğin üzerindeki o muhteşem renk onun kendi malı değil doğrudan güneşin o zengin hazinesinden ona saniyeler içinde gönderilen nurlu bir hediyedir. İşte aynen bu misal gibi fani mahbubların yüzlerinde tecelli eden ve kalbini deli divane eden o büyüleyici güzellikler de aslında o fani varlıkların kendi öz malı değildir. O güzellikler kainatın mutlak hakimi olan Allah’ın sonsuz cemalinden o fani aynalara anlık olarak süzülüp gelen geçici ilahi nakışlardır.
Şimdi bu muazzam hakikati idrak eden bir kalp nasıl olur da rengin asıl kaynağı olan o devasa güneşi bırakıp sadece o solmaya mahkum çiçeklerin boyasına köle olabilir. İlk sayfalardan beri kalbinde taşıdığın o büyük aşk yangını aslında seni o geçici renklerin esaretinden kurtarıp doğrudan o renkleri var eden ezeli nurun kaynağına ulaştırmak için ruhuna yerleştirilmiş sönmez bir pusuladır. Sen yeryüzündeki güzelliklerin solup gitmesine bakarak hüzünle gözyaşı dökerken o sonsuz şefkat sahibi olan yaratıcı senin nazarı o çürüyüp gidecek olan fani suretlerden çekip hiç eksilmeyen o baki cemaline döndürmeni murat eder. Hayat yolculuğunda yaşadığın her kopuş her hayal kırıklığı kalbini o sahte boyalardan temizleyen ve ruhunu asıl vatanına hazırlayan nurlu birer uyanış fırınıdır.
Bismillah diyerek adımladığın bu muazzam mülkte şahit olduğun her bir zerre kendi lisanıyla
Loresima Derler ki; ateş her şeyi yaktığında küller bile yok olur. Sadece zambak o dik duruşuyla hayatta kalmanın bir yolunu bulur. Ateşe en dayanıklı haliyle, demirden bir zırhla doğar.
Gözle görüşmeyen, sadece kalpte açan ve acıya en dayanıklı tek çiçek işte odur; Demir Zambak.
"Az önce yürüyüş yapıyordum. Bir çiçek gördüm, aldım. Yaprakları düştü böyle. Sonra baktım içinde bir çiçek daha var. Doğa resmen bize şunu öğretiyor. Yaprakların düştüğünde, kanatların kırıldığında içeride aslında senden bir sen daha var."