İnsanın yüreği, kesinlikle içi kan dolu, üstü kapalı bir çukurdur ve açıldığı zaman hep, çevremizde toplanıp havayı karartan, avutulması olanaksız bütün susamış gövdeler, içip canlanmak için ona koşarlar.
İnsana hayatı san'at yaptıran o acıklı üstünlük, bir çok et yiyen canlılarda yıkıntıya neden olur. Çünkü, böylece şiddetli maraz, bir yer bularak göğüsten çıkar ve ruh hafifler; ruh hafiflediği için de artık boğmaz, gövde gövdeye boğuşma zorunluluğu duymaz, hayatla eylem arasına girip şiddetli marazının havada halka halka sönüşünü seyreder ve sevinir.
Alper Canıgüz'ü ilk kez okudum. Gerçekten muzip bir yazar. Bana biraz Murat Menteş'i anımsattı, fakat yine de tam doygunluğa ulaşamadım. Alper bey kitabın sonlarına yaklaşırken epey sıkılmış olsa gerek ki bağlamsız ve acele bir son yazmış. Keşke böyle bitmeseymiş, yine de öyküye bütünüyle bakarsak hoş bir etki bıraktığını söylemek yanlış olmaz.