Kapalı mekânlarda oturanlarla açık alanda yaşayanların ruh hali bir olabilir mi? Çiçek güneşe açar, ayı mağarada kışlarken, doğayla dansımızdan soyutlandık. Türümüzün en çok konuştuğu konu havayken, sözlerimiz kapalı mekânlarımızda anlamını yitirdi. Havayla ilgili konuşmalarımızı sıcaktan, soğuktan şikâyete, gergin sohbetlerin yönünü değiştirmeye, konu kabızlığında birbirimizi teyit etmeye indirgedik. Ömrünü on binlerce yıl açık havada geçiren türümüz, özellikle son yüz yıldır duvarların arasında yaşarken iklimi sabitleştirdi. Kapalı mekânlar yaşamının duygu, düşünce ve davranışlarımıza, özetle psikolojimize etkisinin farkında değiliz.
Bir terslik var.
Tek bildiğim, Tanrı'nın beni sıcak kandan ve sinirlerden yarattığı. Evet! Bir organik doku eğer canlıysa her türlü uyarıya karşı tepki vermelidir. Benim yaptığım da işte budur! Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarımla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu, hayatın ta kendisidir. Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir. Ne kadar gelişmişse, gerçekliğe karşı daha fazla duyarlıdır ve daha enerjik bir biçimde tepki verir.
…insan denilen varlığın ne kadar acımasız olabildiği; ince, kültürlü, terbiyeli kişilerde (Tanrim!), hatta toplum tarafından asil ve şerefli insanlar olarak kabul görmüş kişilerde bile ne kadar gaddarca bir yan olabildiği gerçeğini gördükçe, derinden sarsıldı.
Hayat boşluk kabul etmez. Hayatın boş bırakılan her dilimi mutlaka başka
kişi veya kavramlarla doldurulur. Uzun süre işlenmeyen bir toprağı yabani otların sarması gibi, insanların gelişme çağında yaşamlarında yer eden boşluklara dikkat etmeli. Son yılların meşhur sosyolojik ifadesi toplum mühendisliği işte tam da o boşlukları hedef alarak kurgulanıyor.