Sevilen'in çoğu kez seven'in hayallerinin bir vücut bulması oldugunu söylersem belki de sinik bir yaklaşım içinde olduğum savunulacaktır. Oysa belki de bu kadarı yeterlidir. Esin veren birinin olması yeterlidir. Hayaller değiştiğinde -ki değişirler, ki değişmek zorundadırlar- acı başlar. Büyülü kent birden yok olur ve siz yellerin kavurduğu çölün ortasında yapayalnız kalıverirsiniz. Sevdiğinize gelince... O sizi hiçbir zaman anlamamıştır. İşin doğrusu, siz kendinizi hiçbir zaman anlamamışsınızdır.
En katı, en elle tutulur şeyler bile, en gerçek, en sevilen, en iyi tanınan şeyler bile duvarın üstüne düşmüş el gölgeleridir. Boş uzam ve ışık noktaları.
Toplum. Bu kavram az da olsa kavrayabilmeye başladığımı hissediyordum. Bu, bir bireyle diğeri arasında, spesifik bir anda gerçekleşen bir mücadeleydi ve tek yapman gereken
o anda kazanmaktı. Hiç kimse bir başkasının tamamen fethedemez ve bir köle bile bir kölenin hakir karşılık verişinin
altında kalkar, bu yüzden yapabileceğimiz tek şey, o anda ve orada, tek bir zar atışıyla her şey üstüne bahse girmek;
ya hep ya hiç bahsi. hayatta sürdürebilmek için başka bir yol yok. insanlar onur ve sadakate övgüler yağdırır ancak insan
çabasının yegâne odak noktası bireydir. bireyin ötesinde de bir başka birey vardır. toplumun esrarengizleri; okyanus olan
toplum değil, bireydir.
Toplum dedigi tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm
hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım.