Adı:
Vişnenin Cinsiyeti
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707143
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sexing The Cherry
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
17. yüzyıl İngiltere'si olan ya da olmayan, fantastik bir dünyada Thames Nehri'nde bir bebek bulunur. Jordan adındaki bu bebek, Köpek Kadın tarafından kurtarılır ve büyüyüp dünyayı gezmeye başlar; ama maceralarında karşılaştığı tuhaflıklar kendi zihninin ürünüdür.

Vişnenin Cinsiyeti, hayal gücüne yazılmış bir güzellemedir. Olup bitenler arasındaki boşlukları ve o boşluklar arasındaki tanımlanmayan zamanları dert edinen, zamanla derdi olan, okumanın bize okumamaktan daha çok zaman kazandıracağını öğütleyen bir eser; özlemi çekilen, hayali kurulan şeylere dair, katı cisimlerden oluşmuş dünyaya bir meydan okumadır. Bizi bir içsel yolculuktan diğerine taşırken, zamanın ve belleğin doğası üzerine de baş döndürücü sorgulamalara götürür.

Jeanette Winterson, tarih ve gerçeklik, aşk ve cinsellik, yalan ve gerçek gibi kavramların algılanışı üzerinden oyunlar oynayarak ustalıkla kaleme aldığı Vişnenin Cinsiyeti'nde on iki prensesin hikâyesini anlatır; bu prensesler sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır ama kocalarıyla değil...
(Tanıtım Bülteninden)
Tesadüf eseri karşılaştığım bu kitabı hiç düşünmeden okuma listeme eklememin sebebi yazarın ön sözüne vurulmuş olmam. Anladım ki çok farklı tarzda bir kadınla ve güzel bir eserle karşı karşıyayım. Sanatı ve okuma anlayışını öyle güzel tarif etmiş ki incelememde ön sözünden bir kesit paylaşmadan rahat edemeyeceğim:

"Sanatın yaptığı garip şey, zamanı hem sıkıştırması hem de genişletmesi. Örneğin bir roman okuduğunuzda, birkaç saatlik bir okuma süresi içinde çok büyük olaylar, çok uzun zamanlar geçip gider. Şiir belki bir anlıktır ama yaşamın tümünü içerebilir. Ciddi bir klasik müzik parçası dinlediğimizde zamanın hiç farkında olmayız. Sanatın bize sunduğu iyileştirme etkeni yalnızca ne dediği, ya da ne yaptığı ile sınırlı değildir -neye izin verdiği önemlidir. Gündelik zaman bir süreliğine önemsizleşir. "Zamanın geçtiğini fark etmedim," dediğimizde özgürlüğümüzü hissederiz. Aşık olduğumuzda da aynı şey olur. Yaptığımız işe tamamen daldığımızda da, şöyle rahatça oturup kitabımızı açtığımızda da aynı şey olur.
Okumak bize okumamaktan daha çok zaman kazandırır."

Zaman içinde nerede olmak isterse orada olmayı seçmekten yana olan yazar kitabında da zaman kavramını tamamen yok ederek yaptığı yolculuklardan çok, başka yerde başka zamanda yapmış olabileceği yolculuklarla karşımıza çıkıyor.
Hikayenin içine girdiğimiz andan itibaren boş uzam ve ışık noktaları arasında kitabında var olan "dans eden on iki prenses" gibi rüzgara kapılıp sürükleniyoruz.

Köpekleriyle birlikte yaşayan devasa büyüklükte bir kadının Jordan adında bir çocuğu Thames nehrinde bulmasıyla başlıyor roman. Kadının kaba tavırlarından sevilecek bir özelliği yokmuş gibi görünüyor ama zamanla sevdiriyor kendini. Jordan ise denizlere aşık. Yaptığı yelkenleri ırmakta yüzdürmek onun en sevdiği uğraşı. Gemilerin batabileceğine inanmayan bu çocuk, kalbinin -belki de kendinin- arayışı içine sürükleniyor. Bazen buluşup bazen ayrı düşüyorlar kendi hikayeleri içinde.

Eser tamamen fantastik diyemiyorum çünkü yazar bu kitabın tarihi bir roman sayılabileceğini söylüyor, bir kısım doğru. 17. yüzyılın İngilteresi'nde I.Charles krallığı dönemini kapsıyor. Muz ülkeye geliyor ve ananas ile tanışıyor sonraki yıllarda halk. Diğer taraftan tamamen masalsı. "Dans eden on iki prenses" bizim bildiğimiz masal kahramanlarından oluşsa da isimler ve olay kurgusu tamamen farklı. Yazarın yarattığı "sözcükler kenti"ne ise özellikle hayran kaldım. Kocaman bir balona bindiğinizi ve insanların ağzından çıkan sözcüklerin havaya karışmasıyla yarattığı olumlu/olumsuz tüm etkiyi sopalı yer beziyle temizlediğinizi düşündürüyor yazar sonra da o balonla uçup götürüyor hayal gücünün uç noktalarına.

"Vişnenin Cinsiyeti aslında meyvelere dair değil. Daha önce hiç görülmemiş ama özlemi çekilen, hayali kurulan şeylere dair. Yaşamı yolculuk ve riziko olarak görmeye dair."

Zamanın içinde kaybolmak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar.
Bazı kitaplar vardır kendinizi kitabın sayfalarında kaybeder, gerçekleşen olayların içinde bulunur adeta onları yaşarsınız. Hatta kitabı o kadar çok beğenirsiniz ki bitmesini dahi istemezsiniz. Bu tarz kitaplar okuyucu için adeta bir armağandır. Bir de okuyucu için tam anlamıyla "eziyet" olan kitaplar vardır. Bir türlü bitmek bilmezler. Okuyucuya hiçbir şey katmazlar. Eğer inatçı bir okuyucuysanız olayların karışıklığına, anlatımın tekdüzeliğine rağmen kitabın son sayfasını görmek istersiniz. Vişnenin Cinsiyeti tam anlamıyla benim için ikinci kategorideki bir kitap niteliğindeydi. Gerek olayların birbirinden kopukluğu gerekse konunun oldukça erotizm barındırması nedeniyle bir an önce bitmesini dilediğim kitaplar listesine girdi.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tarzını oldukça sevdim. Yazarın, üslup ve içerik bakımından sıradışı bir tarzı var. Öncelikle kitap çok farklı içerik yapısından oluşuyor. Her ne kadar 17. Yüzyıl İngilteresinde geçsede, konu orda sabit kalmıyor. Zaman ve mekanı yok eden masalsı anlatımın yanı sıra fantastik kurguyla döşenmiş, gerçeklikten bağını da koparmayarak bir dünya yaratmış. Gerçeklik ve hayal dünyası simgesel anlatımını da katarak değişik biçimlerde sürekli etkileşim halinde. Ayrıca olayların içinde İroniler bolca bulunuyor. Hele ki ana karakterin felsefik bakış açısı, beni düşünceler deryasına sürükledi. Sizi derin ve gizemli yolculuklara çıkartan okurken zaman kavramını yok eden kitaplardan. Okumanızı tavsiye ederim.
Bu kitapla ilgili söyleyeceğim ilk şey okumanın zor olduğu. Yazarın kullandığı kelimeler ve anlatım tarzı çok dikkat çekici olmasına rağmen konunun bütünlük sağlanaması ve zaman kavramının olmaması beni çok zorladı. Önsözü çok ilgimi çekti ve bir sürü altı çizili cümlem oldu. Kitapta da aynı şekilde kendimi bulduğum ve altını çizdiğim çok alıntı vardı. Fakat bütün olarak düşünürsem beni çok karıştıran, neredeyiz nerde kaldık dedirten, ve içine tam anlamıyla giremediğim bir kitap olarak kaldı. Masalsı anlatımı, çok fazla mekan değişikliği ve dans eden 12 prensesin öyküsü beni etkileyen yönleri oldu.
Kısaca konuya değinip bol alıntıyla bitirmek istiyorum.
20 köpeğiyle birlikte yaşayan devasa boyutlu bir kadın nehrin kıyısında bir çocuk bulur. Jordan adını verdiği çocuğu büyütür. Bütün eşyaları tavana bağladıkları iplerle havada tutulan bir eve yemeğe gider Jordan ve orada dans eden bir kıza vurulur. Kızı ararken başından geçenleri masalsı kelimelerle anlatıyor kitap ve hayal gücünüze çok şey düşüyor. Kızı ararken dans eden 12 prensesi buluyor. Her prensesin hikayesinin anlatıldığı bölüm oldukça güzel. Devamı kitapta

Öykülerin de kendi kendilerini değiştirmek gibi bir özelliği vardır.

Büyüme çağındayken, o her şeyin karmakarışık olduğu dönemde yüzümü kitaplara gömerdim, oksijen maskesi niyetine. Kendi hava kaynağımdan emin olmak için yazarlığı seçtim.

Zamanın geçtiğini fark etmedim dediğimizde özgürlüğümüzü hissederiz. Aşık olduğumuzda da aynı şey olur. Yaptığımız işe tamamen daldığımızda da, şöyle rahatça oturup kitabımızı açtığımızda da aynı şey olur.

Her yolculuk kendi çizgileri içinde bir başka yolculuk gizler: Sapılmayan dönemeç, unutulan açı.

Kendimden kaçtıkça içimdeki yakalanma duygusu daha büyük bir tutkuya dönüşüyordu.

Bir yerin haritada olmaması ne farkeder ben orayı tarif edebildiğim sürece?

- Temizlik Tanrı'ya yakınlıktır.
+ Tanrı insanın kalbine bakar, yoksul bir kadının entarisine değil.

Balonlar da büyük görünür ama hiç ağırlıkları yoktur.

Balık tezgahının sahibi olan kadın bana iyice tembih etti: Hiçbir zaman başka bir kadını kazıklamayacaksın, ama erkek geldi mi ya fiyatın iki katını söyleyeceksin ya da kötü balık vereceksin.

Gövdem günahkar değilse bile kafam günahkar. Aşkın sesini tanıyorum.

Bir kere aşık oldum. Aşk dedikleri şey bizi doğruca cennetin kapılarına götüren, aynı anda o kapıların sonsuza dek kapalı olduğunu gösteren zulümmüş meğer.

İnsan gövdesi kendi kendinden bu kadar çok mu tiksiniyor ki her ne pahasına olursa olsun kurtulmak istiyor.

Herkes aynı fikirde olunca hayatın keyfi kaçıyor.
“Vişnenin Cinsiyeti aslında ananas hakkında bir kitaptır “. Diyerek bir önsöz yazmış Sevgili Winterson. Kitabı okurken, kelimelerin veyahut normal yaşantımızın, hayal gücüyle nasıl harika şeylere dönüşüp bize verildiğine şaşmamak elde değil. Çoğu zaman okurken Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yazarı olan Douglas Adam’a benzettim dil ile oynayışını. Öyle yazarlar var ki , biz konuşma dilinin üzerine bişey katamazken, onlar bire bin katıp metin diline ne anlamlar ne oyunlar yüklüyorlar. Değil mi ? Hal böyle olunca beni etkilemeyecek şekilde okumam mümkün değildi.
Kitap dört kısımdan oluşuyor. Ana karakterler Köpek Kadın -abartılığı, harbiliği ve çocuk aklı gibi düz mantığıyla- ve Jordan -Thames nehrinde bulunan ve Köpek Kadın’ın sahiplendiği denize vurulan oğlan - gözünden anlatılıyor. An gelecek zaman ve mekan kavramını şaşıracaksınız benden söylemesi . Keyifli okumalar ...
Dipnot : Ekim ayının getirdiği güzel insanlar ve bu minik hediye -bi nevi erken doğum günü hediyesi gördüğüm kitap hediye eden “iyi “ birinin - geride bıraktığım ailemi ,arkadaşlarımı ve okulumun büyük anlamda destekçisidir.
Roman, görünüşte 17.yüzyıl İngiltere'sinin kargaşa dolu yıllarını konu alsa da zamandan ve mekandan bağımsız ilerliyor. Yazarın bu tarzı seçmesini, püriten ahlak anlayışının, farklı adlar ve kimliklerle her zaman topluma dayatıldığını göstermek istemesine bağlıyorum.Günümüzde de geçmişte olduğu gibi zorla dayatılan ahlak anlayışları, baskı, hoşgörüsüzlük ve dünyayı sömürme devam ediyor ve bu hep tekrarlanacak ne yazık ki. Bizim ve Dünya'mızın daha çok Köpekli Kadınlara ve ona bu süreçte destek olacak Jordanlar'a ihtiyacımız var...
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve ben sevdim. Bir konu başlar, olaylar gelişir ve sona ulaşılır, bu düşünceyi yıkan bir kitap benim açımdan, zaman kavramı yok, evet hikayemiz 17. yy da başlıyor ama size bir anda on iki prensesin hikayesini anlatır ve o kahramanlarla başka bir dünyaya geçersiniz. Karakterlerimizin anlatımında fantastik düşüncelere ev sahipliği yapıp aşk-cinsellik, yalan-gerçek, tarih-gerçeklik kavramları üzerine değişik bir bakış açısı geliştirebilirsiniz. Masalsı ve gizemli bir yolculuğun kapılarını açan bir kitap, unutmadan belirteyim herkese hitap edebilecek bir kitap değil, anlamsız ve gereksiz bulunabilir. Beklentiyi yüksek tutmamak ve sıradan bir olay örgüsü beklememek gerekir.
Oldukça hareketli, daldan dala atlarken sürükleyiciğinden pek az şey kaybeden bir eser. Köpek kadın ve oğlunun, yaşadıkları büyülü ama gerçekçi olaylar ve hikaye içerisindeki hikayeler oldukça hoşuma gitti. Yer yer hüzünlenirken yer yer güldüm ve kitabı genel olarak bir tebessümle okudum. Büyülü gerçekçilik akımının başarılı örneklerinden biri ancak bu tarza giriş yapanların ilk okuyacakları eserlerden biri olmamalı bence.
Kitabın ön sözüne vurulup almıştım. Yazar zamanı geçmiş,gelecek diye sınıflandırmamış, zamanın sınırlarını insanın yaşanmışlıklarıyla belirlemiştir.
Jordan ve köpekli kadının hikayesi güzeldi. Ama ben en çok on iki prensesin anlatıldığı bölümü sevdim.
Keyifle okudum, özellikle on iki prensesin anlatıldığı kısım harikaydı
Sel yayınlarından çıkan kitabın kapak tasarımı çok sevimli :) Karakter yaratma ve alaycılıkta gayet başarılı olan yazar, soyut kavramları da çok güzel işlemiştir.
Muhteşem bir kurgu ve akıcı bir anlatım...Son zamanlarda okuduğum en ilginç ve bir o kadar da etkileyici kitaptı.Konusu,anlatımı,her şeyi ile bir bütün ve parçalar kitabıydı.
Yüreğinizin en derininde yatanı güvenip de erkeklere sakın açıklamayın. Yüreğinizin en derininde yatan onlar ise, bunu kendilerine söylemeyin.
Jeanette Winterson
Sayfa 40 - Sel yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vişnenin Cinsiyeti
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
174
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707143
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sexing The Cherry
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
17. yüzyıl İngiltere'si olan ya da olmayan, fantastik bir dünyada Thames Nehri'nde bir bebek bulunur. Jordan adındaki bu bebek, Köpek Kadın tarafından kurtarılır ve büyüyüp dünyayı gezmeye başlar; ama maceralarında karşılaştığı tuhaflıklar kendi zihninin ürünüdür.

Vişnenin Cinsiyeti, hayal gücüne yazılmış bir güzellemedir. Olup bitenler arasındaki boşlukları ve o boşluklar arasındaki tanımlanmayan zamanları dert edinen, zamanla derdi olan, okumanın bize okumamaktan daha çok zaman kazandıracağını öğütleyen bir eser; özlemi çekilen, hayali kurulan şeylere dair, katı cisimlerden oluşmuş dünyaya bir meydan okumadır. Bizi bir içsel yolculuktan diğerine taşırken, zamanın ve belleğin doğası üzerine de baş döndürücü sorgulamalara götürür.

Jeanette Winterson, tarih ve gerçeklik, aşk ve cinsellik, yalan ve gerçek gibi kavramların algılanışı üzerinden oyunlar oynayarak ustalıkla kaleme aldığı Vişnenin Cinsiyeti'nde on iki prensesin hikâyesini anlatır; bu prensesler sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır ama kocalarıyla değil...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 167 okur

  • Yağmur yalçınkaya
  • Beyza
  • Ceylan yıkmaz
  • Bediş Kozar
  • Cihan Bağlı
  • Batuhan Güneş
  • Ezgi Karamanli
  • Şebnem
  • Reina
  • Özge

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%7.2
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%43.5
35-44 Yaş
%8.7
45-54 Yaş
%1.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.5
Erkek
%16.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.2 (14)
9
%13.7 (10)
8
%24.7 (18)
7
%20.5 (15)
6
%11 (8)
5
%6.8 (5)
4
%0
3
%2.7 (2)
2
%1.4 (1)
1
%0