Ciğer nerede?
Yolda giderken mahalle arasında bir kaç sokak kedisi ekip halinde peşime takıldı geçen. Yakında et, tavuk bişey dükkânı var mı diye bakınırken aramızda açılan mesafeyle kediler umudu kesti benden. Gidip et dürüm yapan esnafa, "sakatat, atık ciğer vs var mı, kedilere vercem? diye sordum. " Var, olmaz mı dedi, kediler kadar benim de canım çekti ve kendime tavuk dürüm aldım. "Borcum ne kadar?" dedim, abi de dürüm fiyatından iki kat fazla para zikretti. "Abi ne ara bu kadar oldu dürüm?" dedim. Ciğer pahalı dedi. "Abi, kedilere verecektim, atık parçalardan istedim." dedim. "Eee kedilere beleş mi verecektim" diye çıkıştı. Velhasıl kediler benden pahalıya beslendi. Helali hoş, afiyet olsun. Esnaf da beni kekledi fırsatçılık yaparak gibi geldi. Bişnev...
Hayata Dair
Botanik bir romantizm faciası ..
Gençler, toplanın; bugün edebiyat dersimiz botanik bahçesinde geçiyor. Sözlüğe bakmışsınız, "Aşk" kelimesinin kökeninin "sarmaşık" (aşeka) olduğunu görmüşsünüz. Sonra da o meşhur, ciğer yakan, melankolik tanım düşmüş kalbinize .. “Bir sarmaşık çınarları nasıl sararsa, aşk da öyle sarar ve her sarmaşık, sardığı ağacı kurutur sonunda.” Vay be! Şiir gibi değil mi? İnsanın hemen gidip bir köşede acı çekesi, "Beni kuruttun be vefasız!" diye feryat edesi geliyor. Ama durun, hemen karaları bağlamayın,gelin bu işe biraz edebi mizah ve biraz da hayatta kalma rehberi gözlüğüyle bakalım. 😎 Edebiyatımız yüzyıllardır aşkı bir sarılış olarak anlatır; doğrudur da, aşk ilk başladığında o sarmaşık o kadar yeşil, o kadar canlıdır ki heyecandan kalbiniz sıkışır. WhatsApp’tan gelen tek bir mesajla çınar gibi o yiğit zatın gövdesi titrer, servi boylu o körpe kızın endamı telefon ekranına kilitlenir. Ancak buradaki tehlike, sarmaşığın ayarını kaçırmasıdır. Eğer aşkı "7/24 nerede olduğunu rapor edeceksin", "O arkadaşınla görüşmeni istemiyorum", "Şifreni bana vereceksin" "oraya gidemezsin ,buraya gelemezsin "tadında bir gözetleme kulesi romantizmine çevirdiyseniz tebrikler 👏nur topu gibi parazit bir sarmaşığınız oldu demektir. Bir bakmışsınız, o heybetli çınarlar ve zarif serviler gitmiş; kıskançlıktan, stresten ve sürekli "Beni seviyor musun?" sorularına cevap vermekten kurumuş, yaprak dökmüş, botanik bahçesindeki boynu bükük birer bonzaiye dönmüş o körpe kızla oğlan kalmış geriye. ​Genç dostlarım, edebiyatın o ağlak ve melankolik tarafına fazla kapılmayın; eskiler "Sarmaşık ağacı kurutur" derken size aslında bir uyarıda bulunuyor, "Gidin kendinizi kurutturun" demiyor. Gerçek ve sağlıklı bir aşk, birbirini boğarak yok eden iki bitkinin dramı olamaz; aşk, yan yana büyüyen ama
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hüt Hüt
O, Hüthüt’ün yolculuğa davet ettiği kuşlardan biriydi keklik. Keklik çok bir eda ile yaklaşmış ve demiş ki: "Ben mücevher elde etmek için daima dağlarda beklemekteyim, daima madenlerin etrafında dönüp dolaşmaktayım. Mücevher sevgisi yüreğime öyle bir ateş saldı ki bana elde ettiğim bu hoş ateş yeter. Mücevherlerin saltanatı daimidir; ben onu dağ tepelerinde arar dururum. Kuşların padişahı olan Simurq'un yolunu ıssız biliyorum. Benimse mücevher sevdasına dağda ayağım çakılmış kalmış, yüreğim pek. Simurq’a nerede kavuşacağım? Belim başımda, ayağım balçıkta; bu halde ulaşmama imkan var mı?" Hüthüt bunun üzerine demiş ki: "Ey mücevher gibi renklere boyanmış keklik! Bu topallığın nedir? Bu ne vaktine kadar bana topal sakat özürler getireceksin? Ayağına gün ciğer kanlarına batmış boyanmış da sen yine bir taş üstünde mücevher elde edemeden kalakalmışsın. Sen de bana hele mücevherin aslı nedir? O renklerle bezenmiş boyanmış bir taş. Sen ise bir taşa sevdalanmış, sımsıkı bu sevdaya sarılmışsın". Artık renge kapılan adamın ne aklı vardır ne hissi. Kimin hakikatten nasibi varsa, kim işin aslından bir koku almışsa renge kapılmaz, aldanmaz. Sen bir düşün bakalım: Hazreti Süleyman'ın yüzüğündeki mücevher derecesinde hiçbir mücevher yoktur. O yüzük sayesinde o kadar şan şöhrete sahip oldu, bakalım. O yüzük de ancak yarım buğday ağırlığında bir taştan ibarettir. Süleyman bu taşı yüzük yaptırıp parmağına takınca bütün yeryüzü hükmüne girdi. Süleyman bu saltanatı bulup bütün alemin hükmüne girdiğini gördü; tahtı kırk fersahlık yeri kapladı. Yani dünya hükmüne uymuştu. Bunu görünce dedi ki: 'Bu saltanat, bu düzen şu kadarcık bir taşla mı?' Bu dünyada da ahirette de kimsenin böyle bir saltanata erişmesini istemem. Ya Rabbi, verme. İbret gözüyle bu padişahın afetini açık gördüm. Dünyada
"Nerde ince orada kopsun"
Insanlar, bile bile kalplerini kırdıkları kişilerle bir süre sonra tekrar eskisi gibi can ciğer olabilmek cesaretini nasıl bulabiliyorlar? Ben bunu hiçbir zaman anlamadım. Ayrıca kendileri bunu başarabiliyor diye karşıdaki kişiden de aynı hamleyi görebileceklerinin inancı içerisindeler😂 Bazı insanlar en ufak bir şeyde karşıdaki insanın kalbini kırabiliyor. Aradan bir süre geçiyor ve o yaptıklarına karşılık, bizler bekledikleri kaosu çıkarmayınca, sanki hiçbir şey olma"mış gibi" davranmaya başlıyorlar. Herkes karşısındakini kendi gibi zannedermiş ya, galiba bizi de kendileri gibi zannediyorlar, hayatta yapamadığım şeylerden biri de "mış gibi" davranmaktır. Ne demişler; nerede ince orada kopsun, vesselam...
Denizin Düştüğü Yer'den gerilim dolu bir bölüm
“Yalan gibi geldi biraz.” “Yalan ya da değil. İnsanlar öyle inandıktan sonra, neyin gerçek olduğunun bir etkisi kalır mı” “Haklısın.” İnsanları inandırdıktan sonra, etki gerçekte değil inandıklarında. Ne güzel. Dudaklarını büktü. Dondurucu damlalarla üşüyen vücuduna ciğer yakan bir hava bahşetti. Ayakları toprakla bükülmüştü. . Yapraklar, üzerlerine düşen güneşin büyük bir kısmını emdi ve etrafı kararttı. Giron Bey kaşlarını çattı, fırtınanın içine yürüdü. Gün aşağı inerken, nehir sesi çoğaldı. Yeter artık. Kayaların etrafından dışarı yayılan sarmaşıklar, üzerlerindeki su damlalarını gökkuşağının renklerine dağıtarak etrafa saçtı. Soğuk, ellerini kızarttı ve bacakları uyuştu. Yürümekte zorlanıyordu artık. Sadece birkaç dakika ve birkaç yüz metre gidecek hali vardı. Titreye titreye çöküyordu bacakları içeri. Sonra, çamurun üstünde barizce parıldayan büyük delikler fark etti. Gözlerini yere dikti, yak izlerini gördü. Bunlar at izi. “GİRON BEY! Burada bir ev var.” Ve Ahşap bina, ağaçların arasından ışıldadı. Şimşekler girişine ölümcül bir güzellik verirken, Giron Bey koştu içeri doğru. “Gel, çabuk!” Tek katlı, daracık, ıslanmış kalın kütüklerden inşaa edilen basit bir yerdi. Zemini parlak bir ahşaptandı ve içeriden bir mumun ışığı geliyordu. “Evdeki misafirperverdir umarım.” Kapıya adımladı. “Açık.” İçeride bir şöminevari bir soba, harıl harıl yanıyordu. Bir mum, masanın üstünde dizili duran kağıtları aydınlatıyordu. Tek bir yatak, tek bir masa ve bolca çuval vardı. Yatağın arkasındaki ahşap duvar, bir başka odanın kapısına uzanıyordu. “Kimse var mı!” diye seslendi Giron Bey. “Yardıma muhtacız!” ekledi Katras. Bir cevap gelmemişti. “Boşver, gir içeri.”
Edebiyat
Şanlı ve sıcak memleket urfa şanlıurfa Turkiyenin güneydoğusundaki bu şehrimiz aynı zamanda bir kültür ve inanç merkezidir nice peygamberlerin yaşadığı Şanlı Urfa şehrimiz aynı zamanda peygamberler şehri olarakta adlandırılır sıcak kuru havası ile klimasız yaşamak adeta bir işkence ve eziyet gibi Sıcak kuru ve o pek çok çöl ve boş arazi bulunan şehir filmlere konu olacak kadar güzeldir aynı zamanda Steven speliberg birgün urfaya gelipte indiana Jones filmi çekmek isterse şaşırmayın manevi bir huzur duyup Halil ür Rahman camisinde namaz kılıp dinlendikten sonra urfaya gelmişken lavaşın yanına şöyle buz gibi ayran ve ciğer yemenizi tavsiye ederiz aynı zamanda sıra gecelerinde oturup güzel bir müzik keyfi yapabilirsiniz ailece pek çok saç kavurma yapan şehirde şıllık tatlısını söylemeyi unutmayın yazın asfaltta yumurta kaynatabilecek sıcaklığa ulaşan şehir sabahleyin yenilen patlıcanlı kebabı ilede meşhurdur urfalıların en sevdiği yemek türüdür et isot ise yemeğin olmazsa olmazıdır sıcak insanları ise nerede görürlerse görsünler sizi mutlaka yemeklerine davet eder çaylarını sizinle demli bir muhabbet ederek içerler hem kendisi hemde insanı sıcaktır Urfanın
Duygu ve Düşünce