Ciğer dağ dağ olmuş, gönül yanık Oysa gözyaşları sel misâli oluk oluk Bütün dertler birikmiş birarada Bunların hepsine birden ayrı ayrı sabır nerede Kararsızın bir yerde karar kalması ne mümkün Hevâ, şevk ve arzuların olduğu yerde Rabbim! Eğer bir şeyde çıkış varsa benim için Bende ben var oldukça, hareket ver her yerde.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Şiir
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“İnsam başkasının ciğerini okuyabilse bile; sizde ciğer nerede! Hamurunuz renklerden yoğurulmuş sanki, bir de yapıştırılmış yaftalardan.”
Sayfa 117·Kitabı okudu
"İnsan başkasının ciğerini okuyabilse bile: sizde ciğer nerede! Hamurunuz renklerden yorgundu sanki bir de yapıştırılmış yaftalardan."
Sayfa 117
Hayvanları birkaç gün önce Dert Babası'nı bulsunlar diye İstanbul'un semtlerine salmış ve onu alıp getireceklerinden emin şekilde kasaplardan ciğer, kemik toplayıp metanetle beklemişti. Üstüne sinen köfte kokusundan kendi kokusunu kaybeden adamı köpeklerin de bulamayacağını hesap edememiş bu yüzden kendisine kızacak yerde öfkesini hayvanlara yansıtarak bağırmaya başlamıştı: "Sizi boşuna mı bekliyorum köpekler! Bir adamı bulup getiremediniz, nerede sizin muhteşem burunlarınız? Ya siz nankör kediler, kasap camekânlarına bakmaktan onu aramadınız bile değil mi? Size verdiğim emeklerime yazıklar olsun. Eğer yarından tezi yok onu bulup buraya getirmezseniz hakkımı helal etmem... Size ciğer, kemik toplamaktan kamburum çıktı, tüm vücudum kana bulandı, siz yaralıyken yaralarınızı sarmadım mı, küçükken sütle beslemedim mi, bitlendiğinizde temizlemedim mi neden gün geçtikçe ben hayvanlaşırken siz aşağılık insanlara benziyorsunuz, utanmıyor musunuz?"
Sayfa 315·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5 * Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5 * duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6 * Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6 * "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7 * "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
HEP KİTAP