Ciğer dağ dağ olmuş, gönül yanık
Oysa gözyaşları sel misâli oluk oluk
Bütün dertler birikmiş birarada
Bunların hepsine birden ayrı ayrı sabır nerede
Kararsızın bir yerde karar kalması ne mümkün
Hevâ, şevk ve arzuların olduğu yerde
Rabbim! Eğer bir şeyde çıkış varsa benim için
Bende ben var oldukça, hareket ver her yerde.
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı
susamıyorum sevgilim
çünkü havada sesimi doğuran bir esir var
bütün çilingirleri sofralara çekerek
kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum
kapısında kaldıkları sahiden evleri mi?
bir kilidi açmak kolay değil o kadar
hırsızın belki de yoktur kabahati!
**
selam ile insan insana iliklenir
başında ortasında ve sonunda yine selam
çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim
**
bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov!
kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları
vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini
devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül
**
ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak
bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar
**
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
**
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayvanları birkaç gün önce Dert Babası'nı bulsunlar diye İstanbul'un semtlerine salmış ve onu alıp getireceklerinden emin şekilde kasaplardan ciğer, kemik toplayıp metanetle beklemişti. Üstüne sinen köfte kokusundan kendi kokusunu kaybeden adamı köpeklerin de bulamayacağını hesap edememiş bu yüzden kendisine kızacak yerde öfkesini hayvanlara yansıtarak bağırmaya başlamıştı: "Sizi boşuna mı bekliyorum köpekler! Bir adamı bulup getiremediniz, nerede sizin muhteşem burunlarınız? Ya siz nankör kediler, kasap camekânlarına bakmaktan onu aramadınız bile değil mi? Size verdiğim emeklerime yazıklar olsun. Eğer yarından tezi yok onu bulup buraya getirmezseniz hakkımı helal etmem... Size ciğer, kemik toplamaktan kamburum çıktı, tüm vücudum kana bulandı, siz yaralıyken yaralarınızı sarmadım mı, küçükken sütle beslemedim mi, bitlendiğinizde temizlemedim mi neden gün geçtikçe ben hayvanlaşırken siz aşağılık insanlara benziyorsunuz, utanmıyor musunuz?"
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5
* Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5
* duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6
* Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına
daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6
* "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7
* "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük
kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin