Yılların küçük memuruyum ve başıma olağan ya da olağan dışı hiçbir olay gelmemiş. Kitap okumam, gazete okumam, kahvehane bilmem, spor sevmiyorum. Futbol manyaklarına kim aldırır. İşe giderim, gelirim. Kravatımı banyoda aynanın karşısında çözer yere atarım, tepelerim, işte benim için günün en muhteşem saati.
Yıllar, nasıl hırpalıyor insanları.
Beller bükülüyor, saçlar ağarıyor ve durmadan dünyaya gelen çocuklar büyüyor, sokaklarda hiç ölmeyecek ve yaşlanmayacak gibi bağıraşarak oynuyor, birbirlerini kovalıyorlar.
Ne derdi baba:
"Hanım, kulağını dolduracaksın yavrunun. Neyle; ezanla, Hz. Muhammed adıyla, Ebû Bekir adıyla. Kelime-i Tevhid ile, daha doğar doğmaz, durmadan hem de..."
Nihayet caminin içi her zamanki gibi dolunca farz namazına kalkıldı. İshak Dedemâruf:
"Safları sık tutun, birbirinize iyice yaslanın, sımsıkı yaslanın da aranızda boşluklar kalmasın, aranızdan şeytan geçmeye yol bulamasın." diye gürledi. Bir şamar gibi.