dünyanın en önde gelen oyun firmalarından biri olan Sierrada çalışırken, firmanın yöneticilerini online oyun platformlarının işe yaramadığına inandırmaya çalışıp, ardından dünyanın en büyük online oyun platformu olan Steam’i kuran Gabe Newell’in dilinde görebilirsiniz. Ya da en yakın ortağını paranın güzel kokusuna alınca satan ve fikrinin başkalarından çalıntı olduğu mahkemelerce ortaya konan Facebook’un kurucusu(!) Mark Zuckerberg’in hikayesinde bulabilirsiniz.
Belki de Güney Kore’nin meşhur Gangnam bölgesini sel baskınlarına karşı koruma işinin tüm yükünü ve maliyetini Samsung’a yıkan, bu sırada ilgili bölgede tüm toprakları satın alarak büyük bir değer elde eden Hyundai yöneticilerinin gözlerinde de bu ahlaksızlık örneğini görebilirsiniz.
Dikkat ettiyseniz, verdiğim tüm örnekler yabancılardan. Çünkü Türkiye’den örnek verirsem, hukuki olarak başımın derde girme- si an meselesi olurdu. Ancak tek bir cümleyle şunu yüzde yüz emin olarak söyleyebilirim: size anlatılan tüm muazzam başarı hikayelerinin hemen bir adım arkasında, çamura bulanmış pislik içindeki ahlaksızlık gerçekleri yatar. Rockefeller’a atfedilen, “Bana kazandığım ilk bir milyon doların hesabını sormayın, geri kalan 3 milyar doların her bir sentinin hesabını vereyim” sözü, bu gerçekliğin en güzel özeti diye düşünüyorum.
Dikkat ederseniz, bütün büyük başarı hikayelerinde bir zamansal atlama olduğunu da fark edebilirsiniz. Nedense tüm büyük başarıya ulaşan insanlar, son 10 yılda açtıkları fabrikalardan, son 3 yılda nasıl da büyüdüklerinden bahseder dururlar. Oysa asıl hikaye, tam da o ilk açılan ufak dükkândan fabrikalara sıçrayışı getiren o zaman- sal atlamanın içinde gizlidir. O zamansal atlamanın ardında genelde haklı hakkını yemiş bir ortak, rüşvetle alınmış bir arsa ya da rakiplerinin önüne geçmeyi