Kitabı yazarın imza günü olduğu gün k.maraş kafum’dan almıştım, yazarımız çok tatlı ve enerjik bir hanımdı.. kitaba gelirsek, kitap bana günlük okuyormuşum gibi hissettirdi. Samimi, akıcı, hayatın içinden ve sürükleyiciydi. Esra Erol izlemek gibi :) .. Kısa sürede de bitti. ama kitap aynı zamanda tek taraflı bir bakış açısıyla, karşı tarafı olmayan, bağlamı ya da alternatif yorumların pek açılmadığı, düşündürücülüğü azalmasa da derinliği yüzeysel gibi kalan bir anlatımdaydı.
kitap , “bencillik” kavramıyla, insanların kendilerini sürekli geri plana atmaktan vazgeçmelerini ve bir şey istediklerinde bunu “ben” dili cümlelerle aktarmaları gerektiğini dile getiriyor.. bu da kulağa bazen nasihat ya da öğüt gibi geliyor.. yazar, herkesi memnun etmeye çalışmanın tükenmişliğe, aşırı fedakârlığın içsel öfkeye ve sınır koyamamanın değersizlik hissine yol açtığını vurguluyor.. (keşke bu süreç gerçek hayatta da kitaptaki kadar kolay olsa)
Kitapta, “şifalanma”, “olumlama” gibi süreçler var.. Bu büyük ölçüde dua, inanç ve kişinin kendini ikna etmeye çalışması gibi.. normalde ben buna telkinde bulunma derdim. Ve Bu yaklaşım, geniş bir kuramsal ya da bilimsel temele ait gibi değil de, daha çok sezgisel, inanç ve içsel tekrar odaklı bir anlatı gibiydi.. bu da sanki kitabı hem samimi hem de genellemeye açık ve tek taraflı hale getirmiş gibiydi.
“Şifalanma”, “telkin”, “öğüt” neyse.. bazı insanlar için gerçekten rahatlatıcı ve toparlayıcı olabilir anlam duygusu verdiği için.. ama bana anlamlı gelmediği için, empati kuramadım, bu da alternatif durumları ya da daha derin psikolojik mekanizmaları sorgulamamı zorlaştırdı.. Hafızamda terapiler değil, karakterler ve yaşadıkları olaylar kaldı.