Gayri çil çil düzen yokluğunla küf kesilir Bunca ömrüm varlığınla uzardı Salt sana vergi umudu aşılamak
Sayfa 46·Kitabı okudu
Bir zamanlar, imparatorluk coğrafyasına çil çil kubbeler saçanların torunları, şimdi tazecik canları bir tohum gibi toprağa vermiş ve vermeye devam ederek geri çekilmişti.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Kadınların çalışarak kazandıkları bir hak olmalı bu." diye geçirdi içinden. Gerçi Anadolu'da da, köylerde de kadınlar çalışmak. ta, hatta çoğu kez erkeklerinden daha fazla çalışmaktaydılar fakat para karşılığı hizmet etmek farklı bir düşünce yapısının doğmasına neden oluyordu belki de... Tarlada çalışmak doğaldı, zorunluydu, kadının kaderiydi fakat büyük şehirde el kapılarında çalışarak hizmet karşılığı 'çil çil liralar' kazanmak daha bir güçlü kılıyordu galiba kadını erkeğine karşı.
Sayfa 144·Kitabı okudu
İçki, kumar, kadın, cinayet, vahşet, diri diri çocuk gömmek, elle yapılan Tanrılara tapmak… Ahlaksızlık, sefahat, fuhuş, her şeyi, her şeyiyle o devri yeniden yaşıyor insanlık.. Ama o devrin insanı bir cihette haklıydı demiştik.. Onlar, kendilerine doğru yolu gösterecek bir peygamberden, bir önderden mahrumdular o zaman.. Bizse.. Yolların en güzelini önümüze seren bir Peygamber'e, bir öndere målik olduğumuz hâlde cıl. gınlık hummaları içinde O'na ihanet eden, ne zavallı, ne bedbaht bir ümmet olduğumuzu düşünmekten dahi uzağız..
Sayfa 95 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Alıntı
Çil Çil
Bir kaysı dalı mavilik içinde Çilli yaprakları ışık içinde Pembe damarları çırıl çıplak Hepsi de üç türlü yeşil içinde, Memuş der ki: İş var işin içinde Ne güzel erimek aşk içinde Neylersin Zerresi kalmış benim içimde.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Şiir
bir hayata çattık ki;hayata kurmuş pusu
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Büyük Doğu Yayınları,102.Baskı·Kitabı okudu
Şiir