Genellikle kadınların çok sakin olmaları beklenir ama kadınlar da tıpkı erkekler gibi hisseder; tıpkı erkek kardeşleri gibi yeteneklerini çalıştırmaya ve çaba gösterecekleri bir alana ihtiyaç duyarlar; onlar da katı baskılar, çok sert bir engel karşısında tıpkı erkekler gibi acı çekerler ve kadınlardan daha ayrıcalıklı olan insan kardeşlerinin, onların muhallebi yapıp çorap örmekle ve piyano çalıp çantaları nakışlamakla teselli bulmaları gerektiğini söylemeleri dar kafalılıktır. Kadınlar, geleneklerin kendi cinsleri için öngörüldüğünden daha fazlasını öğrenmek ya da yapmak istediğinde onları mahkûm etmek ve onlarla alay etmek düşüncesizliktir.
Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya’nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran’ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.
Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor?