Sevgili babacığım;
Kim bilir nasılsın? İyi misin? Sağlığın nasıl? Bunlar ve daha aklımdaki birçok soru hakkında hiçbir fikrim yok. Uzun yıllar oldu sen benden, bizden gideli.. Kim bilir belki senin için, aklının ucundan bile geçmeyen iki zavallı mahluk olmalıyız. Eğer böyle olmasaydı sende bizleri merak eder, en azından bir sesimizi duymak isterdin. Fakat seni gördüğüm o son günden beri, bizim varlığımızı dahi unuttuğunu düşünüyorum.
Sana yöneltebileceğim o kadar soru varken, sadece NEDEN diye sormak istiyorum baba. NEDEN BİZİ HİÇ SEVMEDİN? Senin için bu kadar mı önemsiz ve değersizdik? Yanındaki oğlun daha mı layıktı sevilmeye, biz neden bu kadar geri planda kalmak zorundaydık? Suçumuz neydi baba, yoksa suçumuz kız-kadın olmak mıydı? Biliyor musun baba, defalarca kendime sorup durduğum o kadar çok soru var ki kafamda ve asla cevap bulamadığım bu sorular içinde kayboluyorum.
Belki de seni bir daha göremeyecek, sesini bir daha duyamayacağım. Bu düşüncelerin kederi, içimi ne kadar huzursuz ediyor ve ne kadar keskin bir acıyla sızlatıyor bilemezsin. Senden ayrı olmak, sana uzak olmak, senelerdir ruhumda büyüyen hasretinle yaşamak, öylesine zor ki; hayata doğru her adım atışımda takılıyor ve tökezliyorum. Bazen düşüyorum, babam gelip elimden tutsa, beni kaldırsa diye içimden geçiriyorum ama ne kadar istesem de nafile, sürekli yokluğunun duvarlarına çarpırıyorum.
Yıllar içinde küçük kızın fazlasıyla büyüdü baba, büyümekten kastım fiziksel bir büyüme değil, hem zihinsel, hem de ruhsal bir büyümeden ve belli bir olgunluğa erişmekten bahsediyorum.
Önceleri çok ağlardım baba, gidişin içimde derin, kapanmaz ve sürekli sızlayan bir yara bırakmıştı. BABA kelimesini duymak, bir kızın, babası ile yakınlığını görmek, bir şarkıda, bir kitapta ya da bir film sahnesinde BABA figürü