"Çünkü benim için yalnızca çılgın olanlar değerlidir; yaşamak için çıldıranlar, konuşmak için çıldıranlar, her şeye birden sahip olmak isteyenler, hiçbir zaman esnemeyen ya da sıradan bir şey söylemeyenler... Ama gecenin göğünde havai fişekler gibi parlayıp duranlar..." - Jack Kerouac
1000Kitap
Dünyayı uçsuz bucaksız, insanlardan oluşan dalgalı ve hırçın bir deniz olarak gören o yaşlı Bogotalı balıkçının kadim fısıltısını, bir deniz kabuğunu kulağıma dayar gibi zihnimde taşırım hep. Her birimizin, bu zifiri karanlık evrende kendi benzersiz ışığıyla parıldayan birer ateşçikten ibaret olduğunu söylerdi. Kimi sessizce, kendi içine doğru yanarmış içten içe; kiminin alevi öyle zayıfmış ki, esen ilk rüzgarda, hayatın ilk sillesinde savrulup gidermiş. Ama bazı insanlar varmış ki, çılgın birer yangın gibi yanar, yanına yaklaşan herkesi ve her şeyi hiç düşünmeden tutuştururmuş. İşte aşkın, o deli fişek ateşlerin hırçın dalgalar arasında birbirine dokunma, birbirinin alevinden beslenme ve fısıldama biçimi olduğuna inanırım. Ben sadece bu muazzam parıltıyı kıyıdan izleyen ve kayda geçiren bir anlatıcıyım. Okullarda bize zorla ezberletilen, kütüphaneleri dolduran o kalın ve kurşun gibi ağır resmi tarih kitaplarında aşka hiç rastlamayız. Sayfaları çevirdikçe karşımıza hep fetihler, kanla çizilen yapay sınırlar, muzaffer zafer çığlıkları ve göğsü madalyalarla kaplı generallerin kibirli adları çıkar. Sistem, yalnızca gücü, mülkiyeti ve yıkımı kaydetmeyi sever. Oysa yeryüzünün gerçek, kutsal ve gizli haritası o mağrur saraylarda ya da meclis salonlarında değil; gece yarısı kuytu bir sokak lambasının altında, soğuktan titreyen iki insanın birbirine sadece sarılmasıyla, sessizce yeniden çizilir. Ben işte bu haritalanmamış anların, tarihin gözden kaçırdığı o en büyük mucizelerin zamansız şahidiyim. Yıllar önce, Güney Amerika’nın haritalarda bile yer almayan, unutulmuş bir dağ köyünde yaşlı bir yerli kadının toprağı yoğuran çatlak ellerine bakmıştım. Bana dönüp, heybemde ömür boyu taşıyacağım şu cümleyi hediye etmişti: "Savaşlar toprakları parça parça böler oğlum, aşk ise
Reklam
Ömer bu mu? Mahalle takımının santrforu Ömer, Fevzipaşa Mektebînin ele avucu sığmaz Ömer'i, akranlarını top gibi yere vuran Ömer bu mu? Yarının elektrik mühendisi, yarının kaşifi Ömer bu mu? Karım ayağa kalkmadan, çılgın gibi dönerek bacaklarıma sarıldı ve boşanıverdi: Sarsıla sarsıla hıçkırıyor ve: "Bitti, bitti, artık bitti!" diye inliyordu. Beni kendime, ancak bu getirebildi: _ Ne yapıyorsun Hurrem, çocuk musun sen.. ya Ayla da uyanırsa, dedim. Ayağa kaldırdım. Kollarımdan sıyrılarak kendisini sedire attı, yüzünü yastığa gömdü ve bir iki dakika kadar öylece kaldı. "Bitti, bitti.." Niçin bitecekmiş? Nasıl bitermiş? Deli.. sen delirmişsin Hurrem: Biter mi hiç? Ayvalar olmak üzere.. biterse ağaca kim tırmanacakmış? Biterse, seni kim üzecek, beni kim endişelendirecek, beni hangi endişe hayata bağlıyacak sonra? Biterse, Fenerbahçe'nin santrforluğunu kim yapar sonra? Biterse, Ingiliz milli takımına, hem de son dakikada galibiyet golünü kim atar sonra? Biterse, Türkiye'yi elektrikle kim donatır sonra? Biterse... Biter mi hiç? Biz varken, bütün bunlar varken ve Allah varken biter mi hiç?
Kitap Alıntısı
günlüğümden bir gün
sevgili günlük beni en sevdiklerim anlamıyacaksa kimler anlayacak fazlası zarardır deyip bir avuç insanı hayatımda tutan ben değil miyim? Arkadaş sermayesi,yaren sermayesi, düşman sermayesi mi yapmalıyım? Çılgın kalabalıktan bu kadar uzak olup nasıl aynı zamanda yakın olabilirim? Masallardaki o bize öğüt veren ak sakallı amca nerede şimdi? Abaküs gibi sayıyorum yorgunluklarımı... bitmek bilmeyen,uzaktan, Lütüfkar,güzel görünen bir köyün yitip gitmiş virane halkları...öyleki bu yorgunluğa bağışıklık kazanamamış yerinide mesken bilmekten vazgeçememiş.Cem karacadaki çok yorgunum şarkısının nakaratlarındaki beni bekleme kaptan deyişinin esiriyim o denli yorgun ve bitik. Bu yorgunluk fiziksel bi yorgunluk değil içsel bişeyin olduğunuda zannetmiyorum.Bu yorgunluk bu dünyaya ait olmamanın verdiği bir ızdırap olabilir mi diye düşünmedende edemiyorum. İnsanın hayatının bu denli düzgün oluşu herkesin gıptayla baktığı bu kendi hayatımı ancak bu kadar değersiz kılabilirim.İnsanın anlam arayışı... Ben peki neyi arıyorum nedir beni bu hayatta yarınlar yokmuş gibi kahkaha tufanına tutturacak olan? nedir beni yaptığımdan asla ve asla pişman olmıyacağım şeyleri yaptırcak olan? nedir bana zamanı unutturan ? işte burda tıkandım günlük neler yapmadım bi bilsen oturur bi sigara yakarsın.Bir fırtınadaki poşet gibi savruldum bi o dala kondum bi bu dala... Dalla arkadaş oldum kırarlar dedi inanmadım kırıldım.uçtum özgürlüğe,ordan oraya savrulup nere gittiğimi bilmeyerek her durakta acıklı bi bakış attım halimi anlarlar dedim anlamadılar kırıldım.Uçsuz bucaksız yerlerde buldum kendimi 5 sene bilemedin 7 sene mesken edindim gurbeti mesken ettim içimde yaşanmamış hatıralar kaldı kırıldım Uçtum sıla-i rahime orayı farklı buldum hiç bıraktığım gibi değildi büyüdüğüm arkadaşlarıma ayak uyduramadım
Bir ilkbahar sabahı...
open.spotify.com/intl-tr/track/5... Bir ilkbahar sabahı Güneşle uyandın mı hiç? Çılgın gibi koşarak Kırlara uzandın mı hiç? Bir his dolup içine Uçuyorum sandın mı hiç? Bir his dolup içine Uçuyorum sandın mı hiç? Geçen günlere yazık Yazık etmişsin, gönül, sen Öyleyse hiç sevmemiş Sevilmemişsin, gönül, sen
Müzik
Nurullah Genç Usul usul intizarı çürüten bu hercai diken,bu çılgın arzu sürüklüyor imkansız muştuların eşiğine gönül vadilerini bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine ya topla yaralı kırlangıçları ya da bu vefasız şarkıyı bitir özgürlüğe giden tutsaklar gibi siyah gözlerine beni de götür.
Reklam
Reklam