"ÇOK ŞEKERLİ ÖLÜM"
"Sanırım herkesin iki hayatı var, biri yaşadığı, bir de kimseye göstermediği karanlık bir yaşamı."
İstanbul'un arka sokaklarındaki mütevazı bürodan, Bodrum'un pırıl pırıl sularına uzanan bir gizem… Hem de öyle sıradan bir gizem değil. Karşımızda, kadın dayanışmasının zekâ ve mizahla harmanlandığı, nefes kesen bir roman var: “Çok Şekerli Ölüm – Dedektif Kadınlar Serisi’nin İlk Kitabı.”
Görkemli yatlar, turkuaz sular ve masmavi bir Bodrum gökyüzü... Görüntü mükemmel, ama bazen en parlak manzaraların ardında en karanlık sırlar gizlenir. Büyük bir tekstil imparatorluğunun sahipleri Mehmet ve Oktay’ın başına gelenler de tam olarak buydu. “Deniz kazası” olarak kayıtlara geçen o talihsiz gün, aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığının ilk ipucuydu.
Olay şöyle gelişmişti: İki ortak, Bodrum açıklarında beklenmedik bir kaza geçirmiş, ilk kurtulan Oktay olmuştu. Mehmet ise neredeyse son anında, balıkçılar tarafından bulunmuştu. Ancak kurtuluş, gizemi çözmek bir yana dursun, daha da derinleştirmişti. Hastanede tek bir kez bile bir araya gelmeyen ikili, tekneyi alelacele temizletip sessiz sedasız İstanbul’a dönmüşlerdi. Her şey, üzeri kapatılmış bir dosya gibi rafa kaldırılmıştı.
Ta ki, o telefon gelene kadar...
Kazadan tam bir yıl sonra, Medcezir Dedektiflik Bürosu’nun telefonu çaldı. Hattın diğer ucundaki gizemli sesin iddiası, her şeyi altüst edecek türdendi: “O bir kaza değildi. Gördüğünüz her şey, vahşi bir planın sadece ilk adımı.”
İşte şimdi gerçek dedektiflik vakti! Çünkü bu, sıradan bir kayıp vakası değil; üzerine titizlikle örtü basılmış, güçlü ellerce manipüle edilmiş bir bulmacaydı. Ve bu bulmacayı çözmek için sıra dışı bir ekip gerekiyordu: Meral ve Zeynep.
Meral, dijital dünyanın karanlık dehlizlerinde ışık hızıyla ilerleyebilen, her veri