Biri de olumlu birşey yazsın be hep acı acı acı kuzzulkurt ere wele ne aşkmış arkadaş görende her gün 40 çuval çimento ile evereste tırmaniysiniz 2 rekaat dua namazı da ağır gelir şimdi size sksjjs
Aziz Yıldırım’ın heykeli yapılamıyor, beton fabrikaları olmasına rağmen. Çünkü çimento yetmiyor.
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna Çimento, demir, çamur... Duvarlarımı şiir ve türkü söyleyerek sıvardım. En üst kattan düşerdim her gün Esmer bir işçi gibi dilini bilmediğim bir dünyaya Hayatım bir mutsuzluk inşaatıydı Pollyanna Sana ve mutluluğa yazılmış mektuplarıma Cevap beklediğim zamanlarda. Pollyanna’ya Son Mektup, Didem Madak
Uluönder Gazi Mustafa Kemal Atatürk CUMHURİYET KİMSESİZLERİN KİMSESİDİR..! Demişti. Ama ne var ki siyasal dinciler aydınlamanın önünü kesmek için şeytan ile bile iş tutmuştur. Bugün şu tarkat şeyhlerinin altını kurcalayonca milyar dolar sahibi çıkıyorlar. Ama insanları müthiş hipnotize edyorlar. Misal İsmail Ağa cemaati lideri nin şifa dağıttığını söylediler fakat adamı yerden 4 kişi zor kaldırıyordu. Adamın şifa anlamında kendisine faydası yok örnek gözlerinin önünde ama şifa dağğıtığınanandılar. Atatürk ve laik ülke siyasal hiç bir dincinin işine gelmez. Köy enstitüleri kurulduğunda çarıkla buraya giren çocuklar günü gelince genelkurmay başkanı öğretmen mühendis vs işte böyle yetiştirdiler o çocukları. ATATÜRK DÖNEMİNDE KURULAN 46 FABRİKA (1923–1938) Aşağıdaki tablo, Atatürk döneminde kurulan tüm fabrikaları yıllarına göre sıralı biçimde göstermektedir. Her biri, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının yapı taşlarını oluşturmuştur. # Fabrika Adı Kuruluş Yılı 1 Ankara Fişek Fabrikası 1924 2 Gölcük Tersanesi 1924 3 Şakir Zümre Fabrikası 1925 4 Eskişehir Hava Tamirhanesi 1925 5 Alpullu Şeker Fabrikası 1926 6 Uşak Şeker Fabrikası 1926 7 Kayseri Uçak Fabrikası 1926 8 Kırıkkale Mühimmat Fabrikası 1927 9 Bünyan Dokuma Fabrikası 1927 10 Eskişehir Kiremit Fabrikası 1927 11 Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası 1928 12 Ankara Çimento Fabrikası 1928 13 Ankara Havagazı Fabrikası 1929 14 İstanbul Otomobil (Ford) Montaj Fabrikası 1929 15 Kayaş Kapsül Fabrikası 1930 16 Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri 1930 17 Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (Genişleme) 1931 18 Eskişehir Şeker Fabrikası 1934 19 Turhal Şeker Fabrikaları 1934 20 Konya Ereğlisi Bez Fabrikası 1934 21 Bakırköy Bez Fabrikası 1934 22 Bursa Süt Fabrikası 1934 23 İzmit Paşabahçe
"Küresel aktör" veya "bölgesel lider" gibi hamasi söylemler, yalın finansal gerçekliğin duvarına çarpıp tuzla buz oluyor. Apple’ın Piyasa Değeri: ~3.4 Trilyon Dolar Borsa İstanbul (Tüm Şirketlerin Toplamı): ~350 - 400 Milyar Dolar Türkiye'nin Toplam Milli Geliri (GSYİH): ~1.1 Trilyon Dolar Bu matematik bize şunu söylüyor. Tek bir Amerikan teknoloji şirketi, Borsa İstanbul'daki yüzlerce şirketimizin toplam değerinin yaklaşık 9 katı. Daha da acısı, koskoca bir ülkenin 85 milyon insanıyla bir yılda ürettiği tüm mal ve hizmetlerin (GSYİH) toplam değerinin neredeyse 3 katı. Peki bu devasa uçurumun arkasındaki temel yapısal sorunlar nelerdir? Borsa İstanbul’un lokomotif şirketlerinin listesine baktığımızda yapay zekâ, yarı iletken teknolojileri, kuantum hesaplama veya küresel yazılım platformları göremezsiniz. BİST’in omurgasını, Bankalar, holdingler, çimento fabrikaları, demir-çelik tesisleri, perakende zincirleri ve fason otomotiv/tekstil montaj sanayii oluşturur. Sorun Nedir? Bu sektörlerin hepsi "ağır varlık" (heavy asset) gerektirir. Yani üretimi iki katına çıkarmak için iki katı fabrika, iki katı makine, iki katı enerji ve binlerce yeni işçi gerekir. Üstelik kâr marjları çok düşüktür ve küresel emtia fiyatlarına göbektendir. Apple bir çip tasarlar, işletim sistemi yazar (entelektüel mülkiyet - IP) ve bunu küresel bir ekosisteme dönüştürür. Yazılımın marjinal maliyeti sıfıra yakındır; bir kez üretilir, milyarlarca insana sıfır lojistik maliyetle satılır. Üretimi ise risk taşımamak için Asya'daki fason üreticilere yıkar. Türkiye'deki en büyük şirketler bile ağırlıklı olarak iç pazara veya yakın coğrafyadaki fiziksel lojistik hatlarına bağımlıdır. İçerideki ekonomik dalgalanmalar, döviz şokları ve yüksek enflasyon bu şirketlerin dolar bazlı değerini sürekli aşağı çeker.
1000Kitap
Türkiye’nin İsrail ile olan ticari ilişkileri, 2 Mayıs 2024’te ilan edilen "tam ticaret ambargosu" kararından bu yana siyasetin, ekonominin ve jeopolitiğin en çelişkili ve tartışmalı başlıklarından biridir. Ankara’nın resmi düzeyde "ticareti tamamen kestik" açıklamalarına rağmen, sahadaki veriler ve lojistik hareketlilik, ticari akışın yasal boşluklar, aracılar ve dolaylı yöntemlerle devam ettiğini göstermektedir. Hükümetin ambargo kararına rağmen, uluslararası ticaret istatistikleri ticari akışın durmadığını kanıtlar niteliktedir. İsrail Merkez İstatistik Bürosu (CBS) kayıtlarına göre, Türkiye’nin ambargo uyguladığını belirttiği dönemde de sevkiyatlar sürmüş; 2025 yılı boyunca Türkiye'den İsrail'e 924,1 milyon dolarlık ihracat yapılmıştır. 2026'nın ilk aylarında da aylık ortalama 80-85 milyon dolarlık bu akış devam etmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinde, normal şartlarda ticari hacmi sıfır olan ülkelerin bile kodu yer alırken İsrail’in ülke kodu kaldırılmıştır. Muhalefetin ve ekonomi analistlerinin incelemelerine göre bu ticaret, TÜİK tablolarında "ticari sır" kapsamında değerlendirilen "Gizli Ülke" kalemi (2025 için yaklaşık 2,1 milyar dolarlık hacim) altında kamufle edilmektedir. Doğrudan Türkiye limanlarından Tel Aviv’e fatura kesilmesi yasal olarak engellendiği için, ticaret iki ana bypass mekanizması üzerinden yürütülmektedir. En sık kullanılan yöntem, malların varış noktasının evrak üzerinde Filistin (Batı Şeria veya Gazze) olarak gösterilmesidir. Ambargo sonrası Türkiye'nin Filistin'e olan ihracat verilerinde kağıt üzerinde %400'leri aşan olağanüstü patlamalar yaşanmıştır. Filistin’in bu ölçekte bir ithalatı tüketecek lojistik ve ekonomik altyapısı olmadığından, gümrükten Filistin adına geçen demir-çelik, çimento, plastik ve gıda gibi kritik
Filistin