"Yüz florine, günahlarınız ne olursa olsun, dosdoğru Cennet'e gidersiniz! Hiçbir şey satın almayanın Kıyamet günü işi bitik demektir!"
.
Strasbourg'un yüksek rütbeli papazlarının tanrısı acımasız bir alacaklıdır, günü geldiğinde günahları ve buranın halkının asla görmeyeceği bir bazilikanın inşasına yönelik vergiyi değerlendirecektir.
Tıbba hiç itibar etmeyen Piskopos bol keseden sallıyor:
"Bilginleri gereksiz, tehlikeli araştırmalar yapmaya, sadece Tanrı'ya ait alanları araştırmak istemeye iten şey marazi bir meraktır. Her türlü bilginin iyi olduğunu söyleyen Aristoteles'in görüşüne itirazım var. Kavramayı istemek Tanrı'nın alanına küfür niteliğinde bir saldırıdır!
Kitabin ilk bölümünü bitirdiğimde kendime sorduğum ilk soru "Müzeyyen sorun mu yaratıyor yoksa olan sorunu mu söylüyor?" oldu.
Bütün kitaba hakim olan bilinç akışı tekniği kitabı inanılmaz eğlenceli aynı zamanda da karmaşık hale getirmiş. Okurken karakteri çözümlemeye çalışmak ve bunu yapmaya başladığında üzüntüsünü hissetmek çok güzeldi.
"Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi
"Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı."
"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku,"dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.
"Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku," dedi, arkasını dönüp gitti...
"Aynadaki kadın benim zıttım," demişti, "ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm,o gece... Çapkın, güçlü, özgür."