Bu sessizliğin kara okyanusunda, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu, o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini bilen, cam fanusun içinde kalmış bir dalgıç gibi yaşıyordu insan.
İnsanoğlunun icat ettiği oyunlar arasında rastlantısal her türlü zorbalığına karşı koyan ve zafer tacını yalnızca akla ve daha doğrusu zihinsel becerinin belli bir türüne veren tek oyundu
Umudunu yitiren bir adamın karısına umut vermeye çalıştığı o söz:
"Kaygılarında nasıl da kehanetler sezmiştim... ama sevgilim, gözlerinde gökyüzü kalmış hâlâ."