Bu eser, her mısrasında insanın varoluşuna, yalnızlığına, acısına ve umuduna dokunuyor. Kitabı okurken, bazen bir iç fısıltıyla karşılaşıyorsun; bazen de yüreğinin derinliklerinde bir çınlama hissi uyanıyor.
Kömürcü’nün dili hem sade hem yoğun: “insan dalgın bir belgedir kendisiyle hayat arasında” gibi dizelerde hayatın karmaşıklığı, insanın kendisiyle kurduğu ilişki çok zarif bir şekilde resmedilmiş. Şiirlerinde “dünya” sadece fiziksel bir yer değil; hem bir varoluş hem de bir yara. Kitabın ismi de bunu güzelce özetliyor dünya, bir leke; ama aynı zamanda her birimizin taşıdığı, silinmesi zor bir iz.
Temalar arasında aşk var, kayıp var, sitem ve iç hesaplaşma var. “İki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir” gibi dizelerde, aşk basit bir duygu değil; var olmanın, parçalanmanın, bir arada kalmanın ve kopmanın metaforu hâline geliyor. Aynı zamanda baba, incir, ev, kış gibi imgelerle günlük hayatın ve geçmişin yükü şairin şiirlerine ağır ama zarif bir ton veriyor.
Kömürcü’nün üslubu, imgelem gücünü klasik kalıplarla örtmeden kuruyor: sıradan bir bakış bile onun dizelerinde “ağırlığını hissettiren” bir sahneye dönüşebiliyor. Yazar, sessiz, kırılgan bir iç hesaplaşmayı kelimelerle dışa vuruyor; okurken sanki içindeki boşlukların da sesini dinlemiş oluyorsun.