“Aşkın da ve aşkla beraber cinsel ihtiyaçların da nefes alması gerekir…”
Alıntı
Çocuk sağlığı uygulamalarımızın büyük bir kısmının çocuklara zarar verdiğini biliyorum. Örneğin, California'da bulunan üç ila beş yaş arası çocuklara hizmet veren büyük bir merkezde, personelin çocuklara dokunmasına izin verilmediğini biliyorum. Çocuklar onlara sarılmak veya kucağa alınmak istediklerinde, yetişkinlerin onları itmesi gerekiyor! Bu, çocukları cinsel avcılardan korumak gibi iyi görünen bir fikrin nasıl ciddi ve olumsuz sonuçlara yol açabileceğinin klasik bir örneği. Çocukların sağlıklı dokunuşlara ihtiyacı vardır. Gördüğümüz gibi, bebekler dokunulmadıklarında resmen ölebiliyorlar. Dokunulmak biyolojimizin bir parçası.
Sayfa 312·Kitabı okudu
Psikoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nöroardışık yaklaşım gibi yeni tedavisel modeller büyük vaatler sunarken, kendi deneyimlerimin yanı sıra, araştırmalar da travma geçirmiş çocukların hayatındaki en önemli iyileştirici deneyimlerin terapide gerçekleşmediğine işaret ediyor. Travmanın ve buna verdiğimiz tepkilerin, insan ilişkileri O bağlamı dışında anlaşılması mümkün değildir. İnsanlar bir zelzeleden kurtulsa da, sürekli olarak cinsel istismara uğrasa da, en önemlisi bu deneyimlerin ilişkilerine, yani sevdiklerine, kendilerine ve dünyaya nasıl etki ettiğidir. Tüm felaketlerin en travmatik unsurları insan bağlarının yıkılmasıyla ilişkilidir. Bu da özellikle çocuklar için geçerlidir. Sizi sevmesi gereken kişiler tarafından incitilmek, onlar tarafından terk edilmek, güvende olmanızı, değer verilmenizi ve insancıl olmanızı sağlayan teke tek ilişkilerden mahrum bırakılmak... En müthiş yıkıcı etkileri olan deneyimler bunlardır. İnsanlar kaçınılmaz bir biçimde sosyal varlıklar olduklarından, başımıza gelen en büyük felaketler de kaçınılmaz bir biçimde ilişkisel kayıplarla ilgilidir. Sonuç olarak, travmaları ve ihmalleri atlatmak da ilişkilerle ilgilidir: güvenin tekrar oluşturulması, özgüvenin yeniden kazanılması, güven duygusuna geri dönülmesi ve sevgiyle tekrar bağ kurulması gerekir. Tabii, ilaçlar semptomları azaltabilir ve bir terapistle konuşmak çok faydalı olabilir. Ama başkalarıyla kalıcı ve sevgi dolu bağlar kurmadan en iyi ilaçlarla ve dünyanın en iyi terapisiyle bile iyileşmek ve sağlıklı hale gelmek imkansızdır. Gerçekten de bu durumun merkezinde terapinin işe yaramasını sağlayan şey esas olarak terapistin yöntemleri veya bilgelik dolu sözleri değil, onunla kurulan ilişkidir. Tedavimizin ardından en sonunda sağlıklı hale gelen tüm çocuklar bunu etraflarında bulunan ve onlara destek veren güçlü bir
Sayfa 307·Kitabı okudu
Psikoloji
Kabalık... Nezaketsizlik... Sınır ihlali... En kötüsü de samimiyetsizlik... Birbirinin yanında güvende hissetmeme hâli... Her ilişki neticede derin bir güvenlik oyunudur. Sadakatten bahsetmiyorum burada. İki tane çok temel referansın olduğunu düşünürüm. Birincisi; bu topraklarda anneni babanı, derdini, yetersizliğini partnerine anlattığında o da sonra bunu sana bir hançer olarak sokmayacak. Bu önemli... Ikincisi, bir ilişkinin yakınlığını gösteren hållerden biri cinsel yakınlıktır. Cinsellik gün sonunda karanlığı olan bir arazidir. Burada da o karanlıkta bulduğunu kötüye kullanmayacaksın. Bunlara itina azalırsa birbirine güven çok hasar alıyor.
"Cinsel çekim,bir süre için bir olma sanısı yaratabilir.Ne var ki sevgi olmadan bu 'birlik' eskisi kadar yabancı ve uzak iki insan bırakır geride."
Vicdan "içimizdeki" bir şey bile olsa baştan beri böyle değildir. Bu durum, hayatın başından beri orada bulunan, yani sonradan dâhil edilmemiş olan cinsel yaşama tezat oluşturmaktadır. Lakin bilindiği üzere küçük çocuklar ahlak dışı davranırlar, haz peşindeki içgüdülerine karşı duran içsel engellemelere sahip değillerdir. Süper-ego tarafından daha sonra ele geçirilen kısım dış güçlerin, ebeveyn otoritesinin etkisiyle rol almaya başlar. Ebeveyn etkisi sevgi kanıtı sunarak ve aynı şekilde sevgi kaybının işareti sayılan ve kendilerine göre korkulması gereken cezaları tehdit unsuru olarak önlerine sererek çocuğu yönetir. Bu gerçekçi kaygı daha sonrak ahlaki kaygının öncüsüdür. Bu baskın olduğu sürece süper-egodan veya vicdandan bahsetmeye gerek yoktur. Daha sonra bunu takip eden şey ise dış baskının içselleştirildiği ve süper-egonun bu ailevi unsurun yerini alarak daha önce ebeveynin çocuğa yaptığı gibi egoyu gözetlediği, yönlendirdiği ve tehdit ettiği ikinci durumun (hepimiz bunu normal olarak değerlendirmeye çoktan hazırız) kendini göstermesidir.
Sayfa 117 - Olimpos Yayınları
Alıntı